Kötülüğün taşlarını döşeyenler
Wild Horse Nine/Vahşi At Dokuz”, ABD’nin kendi tarihini ve başka ülkelerin demokrasisini nasıl kirlettiğini, John Malkovich’in canlandırdığı CIA ajanı üzerinden anlatıyor

Müjde Işıl – Seçimi kaybedince destekçilerinin ABD Kongre Binası’nı basmasını teşvik eden, Grönland’a el koymak isteyen, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini konutundan kaçırıp ABD’ye tutsak eden, İran’ı kafasına göre bombalayan, Gazze’yi Orta Doğu Rivierası yapacağını söyleyen Donald Trump’ın 3 Kasım’daki ara seçimlerde yenilgiye uğramasının ardından “Wild Horse Nine/Vahşi At Dokuz”un vizyona girmesi ilginç bir tesadüf. Çünkü film, ABD’nin darbeler ve suikastlarla dolu tarihine neşter vuruyor. Özellikle de JFK suikastının ve yabancı ülkelere ‘demokrasi getirme’ operasyonlarının Trump’ın yolunun taşlarını döşediğine işaret ediyor.
Erkek dostluğu
1973’te Şili’deki askeri darbenin hemen öncesindeyiz. Sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende’yi iktidardan indirip Augusto Pinochet’yi başa geçirmek için CIA harıl harıl çalışıyor. İki CIA ajanı, deneyimli Chris ve genç Lee de işin içinde. Chris kanser hastası ve günleri sayılı olduğu için Paskalya Adası’na gönderiliyor. Adanın sakin atmosferi, vahşi atları ve ünlü Moai heykelleriyle birlikte Chris’in pişmanlıklarını ve vicdan azabını izliyoruz filmde.

Martin McDonagh’ın merakla beklediğimiz filmi, aslında yönetmenin en sevdiği temayı karşımıza getiriyor: Erkek dostluğu. “In Bruges”de kiralık katiller Ray ve Ken’in ölümüne kankalığı, “Three Billboards Outside Ebbing”de birbirine zarar veren Jason Dixon ve Red Welby’nin geliştirdikleri sessiz dostluk, “The Banshees of Inisherin”de Colm’un “Artık senden hoşlanmıyorum” diyerek 40 yıllık dostluğunu bitirmesine rağmen Pádraic’in uzlaşma çabası… “Vahşi At Dokuz” bu temayı devam ettiriyor. Ama büyük bir fark var bu sefer. McDonagh daha önce filmlerinde ırkçılığı ya da İrlanda İç Savaşı’nı işlese de “Vahşi At Dokuz”da doğrudan politik taşlama yapıyor. Şilili sinemacı Pablo Larrain’in ismini de yapımcı kadrosunda görüyoruz.
Masumiyetin kaybı
JFK’in öldürülmesi, ABD tarihinde masumiyetin kaybı olarak nitelendirilir. Bundan sonrasında hem ülkenin kendi tarihi kirlenir hem de liderleri yok edilerek başka ülkelerin demokrasisi ve tarihi kirletilir. McDonagh filminde JFK’yi öldüren/öldürülmesini sağlayan CIA ajanı Chris’in iç hesaplaşmasını gösteriyor bize. Artık önünde yaşayacak bir ömür kalmadığında ve hafızası zayıfladığında (“Memento”yu andıran notlarla) elindeki kanla yüzleşiyor. Filmde bu iç hesaplaşmayı McDonagh tarzı kara mizahla izliyoruz. McDonagh, Chris’in ses kayıtlarında, Lee ile muzip ve kıvrak diyaloglarında sakin sakin ve adım adım detayları açıyor. Tiyatro kökenli McDonagh’ın ne kadar detaycı bir kalem olduğuna ve karakterlerini nasıl açık vermeden, tüm zaaflarıyla ve budalalıklarıyla karşımıza getirdiğine yine şahit oluyoruz. Tüyler ürpertici olayları, sükunetle anlatmakta çok başarılı. Chris’in sosyalist yerli gençlerle iletişimi ve karamsarlığı bugüne ışık tutarken sert gerçekçilikten de ödün vermiyor yönetmen. Sunduğu çözüm, filmin zirve noktası.
Film yurt dışında sert bir CIA eleştirisi olarak nitelendirildi ama buradan bakınca filmin bu amacına karşın bir dezavantajı var. Lee değil belki ama Chris karakteri, seyirci nezdinde sempati yaratma potansiyeline sahip. Mizahı ve ölümle, vicdanıyla hesaplaşması onu devlet başkanlarını katleden bir caniden uzaklaştırıp acı çeken bir yaşlıya dönüştürüyor. McDonagh karakterlerini kara mizahla sarmalayıp sarsak durumlarda resmederek bunu engellemeye çalışsa da Chris karakterinin pozitiflik yaratmasında John Malkovich’in harikulade performansının etkisi çok büyük. Bu rolüyle Venedik’te En İyi Erkek Oyuncu seçilmesi şaşırtıcı değil. Başka oyuncu, perdede bu denli sempati yaratamayabilirdi. Sam Rockwell, Steve Buscemi ve Parker Posey de oyuncu kadrosunun yıldız isimleri.
Oscar’da adı çok geçecek
2027 Oscar’larında “Vahşi At Dokuz”un adını sıkça duyacağız. Martin McDonagh’ın hemen her filminde olduğu gibi yine En İyi Özgün Senaryo adaylığı kesin. Hatta bu dalda ilk Oscar’ını alabilir. “Vahşi At Dokuz”un, Akademi’den En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında da adaylık alması muhtemel. John Malkovich’e de En İyi Erkek Oyuncu adaylığı gelecek. 40 yılı aşan sinema kariyerinde ilk Oscar’ını kazanması, uzak ihtimal değil. Filmin oyuncu kadrosu o kadar iyi ki Sam Rockwell ve Steve Buscemi de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında adaylık alabilir.
Kaynak: Milliyet

