Bilimin soğuk yüzüne karşı sıcacık kalpler
Yılın sona ermesine az bir zaman kala çok okunanlar, çok izlenenler, çok dinlenenler listeleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Bu yılın öne çıkan kitapları arasında “Algernon’a Çiçekler” dikkat çekiyor.

Daniel Keyes tarafından kaleme alınan, kısa formu 1959’da, roman olarak 1966’da yayımlanan kitabın Türk okuruyla buluştuğu yıl ise 2015. Aradan geçen bunca yıla rağmen romanın yeniden keşfedilmesinin nedeni hiç kuşkusuz teknoloji ile insanlığın yarışına duygusal bir bakış açısı sunuyor olması.
Romanın kahramanı Charlie, 32 yaşında ve zihinsel engelli. Annesi onun ‘normal’ olabilmesi için çocukken çok baskı yapıyor, istediği zekâda bir başka çocuk dünyaya getirince oğluna sırt çeviriyor. Babası da eşine karşı gelemiyor ve Charlie’yi devlet korumasında bir yurda bırakıyor. Charlie hep sevilmek istiyor. Zeki olursa başta annesi olmak üzere herkesin onu seveceğini düşünüyor. Bu nedenle bilim insanlarının ilk defa bir insanın üzerinde deneyecekleri ameliyata gönüllü oluyor. Daha önce bir farenin -ki adı Algernon- zekâsını yapay olarak artırmayı başaran bilim insanları bunu insanda denemek istiyorlar ve Charlie’yi seçiyorlar.
Herkes seni çok sevdi
Ameliyat sürecinin ardından Charlie’nin zekâsı hızla yükseliyor. Kısa sürede dünyanın en zeki insanlarından biri hâline geliyor. Önüne gelen her bilgiyi hemen öğreniyor, pek çok farklı dilde konuşmaya başlıyor, bilimsel teoremler geliştiriyor, onu zeki yapan bilim insanlarına ders veriyor. Hayal edebileceğinden bile zeki oluyor Charlie. Ama… İşte bu ama romanın tartışma konusu. Yepyeni bir dünya kurması gerekiyor Charlie’nin. Onu zeki olduğunda daha çok seveceğini düşündüğü insanların hiç görmediği yüzleriyle karşılaşıyor. Sevildiğini zannettiği zamanların yalan olduğuyla sarsılıyor. Sonra da her hızlı çıkışın bir hızlı düşüşü olduğunu görüyor. Bilimin insana yapabileceklerine dair bir öngörü, bir hipotez, bir çağrı “Algernon’a Çiçekler”. Bilimin soğuk yüzüne karşı insanın sıcacık kalbi. Charlie’nin inişli çıkışlı hayatı aslında bugünün yapay zekâ tartışmalarına yıllar önceden bir öğüt. Ve görüyoruz ki doğallığını bozarsan dünyanın dengesi öyle bir kayar ki altından kalkmak çok zor olabilir. Sonsöz Charlie’ye bir sesleniş: Hikâyeni okuyan herkes yıllardır seni çok sevdi Charlie.

Yaşamaya mecbursun
Yılın çok satanlar listesinde öne çıkan bir başka yıllanmış kitap da “Yaşamak”. Yu Hua imzalı kitap arka fona Çin siyasi tarihini alıyor. 1940’lardaki Çin İç Savaşı’yla başlıyor, iç savaşı komünistlerin kazanmasıyla Toprak Reformu’na gidiyor. 1950’lerde Mao’nun hamlesiyle başlayan Büyük İleri Atılım zamanından devamla 1966-1976 Kültür Devrimi’ne uzanıyor. Arka planda Çin böylesine değişirken okur yaşananları Fugui üzerinden okuyor.
Zengin bir toprak ağasının kumar tutkunu işe yaramaz oğlu olan Fugui ailesinin bütün servetini kaybediyor. Ailenin bir tavukla başlayıp kaza sonra kuzuya ve öküze uzanan yaşam döngüsü yeniden sıfırdan başlıyor. Fugui sahip olduğu topraklarda işçi olarak çalışmaya başlıyor. Bu arada Çin İç Savaşı patlak veriyor. Fugui zorla savaşa gidiyor. Döndüğünde ailesinin daha da sefalete gömüldüğünü görüyor. Toprak Reformu’nda zaten topraklarını kaybettiği için derin bir nefes alsa da sanayileşme hamlesi ve ardından gelen Kültür Devrimi onu, ailesini, yaşadığı köyü iyice fakirliğe sürüklüyor. Hayat, Fugui’ye hep en zor yerden sınavlar çıkarıyor. Fakirlik bir yana sevdiklerinin acılarıyla sınıyor onu. Her adımının sonunda bir kayıp bırakıyor ardında Fugui. Tüm bu kayıpların ardından yeniden ve yeniden ayağa kalkıp yola devam ediyor. Yapması gerekeni yapıyor, yaşıyor. Kitap, insanın karşılaştığı tüm acılara, kayıplara ve trajedilere rağmen “sadece yaşamak için yaşama” gücünü, direnme azmini ve hayata tutunmasını konu alıyor.
Etkisi kapakta başlıyor
Kısa ama kısa olduğu kadar da etkili bir kitap “Yaşamak”. Bu etki daha kitabın kapağında başlıyor. Beyaz kapağın üzerindeki siyah fırça darbeleri Fugui’nin hayatı boyunca kaybettiği aile üyelerini ve sevdiklerini temsil ediyor. Çizgilerin kalınlıkları birbirinden farklı tıpkı her birinin Fugui’nin ruhunda bıraktığı izler gibi. Kapaktaki karanlık izlere rağmen arka fonun bembeyaz kalması ise “Yaşamak”ın ana fikrini destekliyor. Yani insan ne kadar büyük acılar çekerse çeksin, etrafındaki her şey kararsa ve sevdikleri gitse bile hayat bir şekilde devam ediyor.
Kaynak: Milliyet

