Kameranın gölgesindeki çatlak
Yönetmen baba ve oyuncu kızı arasındaki mesafeli ve sorunlu ilişkiyi anlatan “El ser querido/En Sevdiğim”in başrolünde Javier Bardem var

Müjde Işıl – Hayatın bazen hüzünlü bazen mutlu bazen de nefretlik bağıdır baba-kız ilişkisi… Hele işin içinde sanat ve yüksek egolar varsa bu bağ çok daha uçlardaki duygularla yaşanır. Joachim Trier’in bu sene En İyi Uluslararası Film Oscarı kazanan filmi “Sentimental Value/Manevi Değer” söz konusu sorunlu bağın katmanlı örneklerinden biri. Yönetmen baba ile yeni filminde başrol oynamasını istediği oyuncu kızının yüzleşmesi, birlikte çektikleri filmin setinde son bulur. Rodrigo Sorogoyen’in yönettiği ve Isabel Peña ile birlikte senaryosunu yazdığı İspanyol yapımı “El ser querido/En Sevdiğim” de çok benzer temaya sahip ama “Manevi Değer”in bittiği yerde derinleştiriyor mevzuyu. Yani film setinde…

“En Sevdiğim”, ünlü ve ödüllü yönetmen Esteban’ın, 13 yıldır görüşmediği kızı Emilia’ya, yeni çekeceği dönem filminde başrol teklif etmesiyle başlıyor. Baba-kız kalburüstü bir restoranda buluşuyor ve aradan geçen yılların muhasebesini yapıyor. Emilia, küçükken babasının onu bir başına bıraktığı anısını anlatırken Esteban ise o anıyı kendini temize çekecek şekilde hatırlıyor örneğin. Ama ikisinin de içinde ezik bir yer kalmış. Emilia baba eksikliğini telafi etmeyi ve babasının oyunculuğunu takdir etmesini içten içe dilerken Esteban da görüşmediği kızına olan babalık borcunu ve kefaretini ödemek istiyor. Filmin başındaki bu restoran sahnesi diyaloglar açısından da teknik açıdan da etkileyici. Yaklaşık 18 dakikalık sahne, plan sekans çekilmiş.
Telafi etme fırsatı
Esteban’ın kızına rol vermesini torpil olarak niteleyen sorulara karşı onun yeteneğiyle kadroya girdiğini söylemesi, mesleğini ve vicdanını birlikte kullandığını gösteriyor bize. Ancak çekimler başladığında adım adım sette tansiyonun yükseldiğine şahit oluyoruz. Emilia babasından takdir görmeyi beklerken kendini kaosun ortasında buluyor. Ve bir yemek sahnesi çekiminde ipler tam anlamıyla kopuyor. Ki bu sahne, filmin en etkileyici bölümü. Esteban despot bir yönetmen olduğunu ekibe bağırıp çağırıp emirler yağdırıp herkesi sürekli azarlayarak gösteriyor.

Emilia’nın annesi de oyuncu. Hatta Esteban’ın ödüllü filminde oynamış. Ancak kocası onları terk edince, kızını büyütmek için mesleğini bırakmak zorunda kalmış. Emilia’nın oyunculuğunda olağanüstü bir başarı yok; o sadece annesinin yarım kalan hayalini tamamlamak istiyor. Babasının filminde oynamak da hem bu hayalin zirve noktası hem de ikisinin baba-kız olarak birlikte zaman geçirebilme fırsatı. Ancak Emilia o sorunlu çekimde babasına büyük tepki gösterince her ikisi de bu buluşmanın hayallerindeki gibi olmayacağını görür. Esteban yeni ailesine gösterdiği ilgiyi asla Emilia’ya göstermeyecektir. Emilia da babasının takdirini kazanmanın geçmişi onaramayacağını anlar. Bu noktada Sorogoyen’in Esteban karakterine kıyamadığını da anlıyoruz. Çünkü ona mazeret alanı açıyor ve kendi babasından şiddet gördüğünü açıklatıyor.
Yönetmen filmde farklı formatlarda çekim yapmayı tercih etmiş. Siyah-beyaz bölümlere yer vermiş. Bu sahneler iki karakterin mesleki kimliklerinden çıktıklarında baba-kız olarak gerçek hayatta yaşadıkları duygusal kırılmaları, iç dünyalarındaki kırgınlıkları vurgulamak için kullanılmış.
“En Sevdiğim” ajitasyon yapmayan, gerçekçi bir film. Seyircinin salondan mutlulukla ya da ağlayarak çıkmasını hedeflemiyor. Geçmişin geri gelmeyeceğini, bazı hataların asla telafisinin olmayacağını vurguluyor. Ama denemek, keşkeleri azaltmak için önemli bir fırsat. Bazen sadece denemek, hayata devam etmenin en güçlü yolu oluyor. “En Sevdiğim” bu açıdan hayatın içinden ve etkileyici bir dram.
Filistin’i unutmayan yıldız
Filmde Emilia’yı canlandıran Victoria Luengo, “Prima Facie” gibi çok zor bir oyunu başarıyla oynamış bir oyuncu olarak “En Sevdiğim”de Javier Bardem’in yanında hiç geri planda kalmıyor. Javier Bardem için ise ne söylesek az. Seri katilden ölmek isteyen felçli adama kadar her rolün üstesinden geliyor. Çok yetenekli bir aktör ama kameralar olmadığında da gerçek bir kahraman. Filistin direnişinin sinemadaki en güçlü temsilcisi, Mark Ruffalo ile birlikte. Festivalleri ve ödül törenlerini kendini göstermek için değil, İsrail’in Filistin’de, Gazze’de uyguladığı katliamları unutturmamak için kullanıyor. 2025’teki Emmy Ödülleri’ne kefiyeyle katılıp Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmesi, bu sene Oscar Ödülleri’nde sunum için sahneye çıktığında “Savaşa hayır ve özgür Filistin” demesi tarihe geçti bile.
Kaynak: Milliyet

