‘Bizden, insandan uzak dur, koru kendini’
Gündüz Vassaf, Marmara Denizi’ndeki Neandros’a bir destan yazdı. Vassaf, “Neandros duygusu, gezegenimizde kalıp aynı zamanda ondan uzaklaşmak gibi. İstanbul’a bu kadar yakın ıssız, esrarengiz bir ada. Asırlardır mucizevi bir dokunulmazlığı olmuş” diyor

Ümran Avcı – Neandros, Marmara Denizi’nde yer alan bir ada. Kimi “Tavşan Adası” olarak biliyor orayı, kimi “Balıkçı Adası”. Gündüz Vassaf, eni boyu 90 metre olan bu adaya destan yazdı. “Neandros Destanı” adını verdiği kitabını da Sait Faik’e ithaf etti. Dilek Hekimoğlu’nun çizimlerinin eşlik ettiği destan, “Neandros / Anlatıldığında eksilen /Tamamlandığında yok / Issız ada” dizeleri ile başlıyor. İlerleyen sayfalarda oraya “ıssız” denmesine içerliyor, itiraz ediyor Vassaf. “Bir adada insan yoksa / Orası ıssızdır” sözleriyle diğer canlıları, börtü böceği yok saymamızı hicvediyor. Destan, bir yanıyla insan eliyle katledilen doğaya yakılan bir ağıt, bir yanıyla küstürülüp gönderilen gayrimüslimlere duyulan özlemin dizelere dökülmüş hâli.
■ Neandros sizin için neden önemli? Nedir orayla ilgili sizi büyüleyen ve bir destan yazdıran?
Avcı toplayıcı toplumlarından bu yana dünyaya ne kadar zarar verdiğimizin tanığıyız. Neandros, 8’inci YY’da keşişlerin küçük bir tapınak yapması dışında uygarlığımızın uğramadığı bir yer. Bâkir, kirlenmemiş, birbirimize, doğaya yansıttığımız hastalıklarımızdan etkilenmemiş. Arkadaşım -Sami Kısaoğlu – Neandros ile ilgili fotoğraflar çekiyordu, benden yazı istedi. Yazmaya koyulduğumda birkaç yıl geçti ve kendi hâlinde destanlaşıverdi Neandros.

■ Birkaç kez oraya gittiğinizi biliyoruz. Neler hissettiriyor orada olmak size?
Sait Faik ve balıkçı arkadaşları o sularda sandalla dolaşmış, Neandros’u kerteriz almışlar. Oraya sandalla gitmenin duygusu keyifli bir ayrıcalık. Cezbesine yıllar önce kapıldım, gidip gelir oldum. Neandros duygusu, gezegenimizde kalıp aynı zamanda ondan uzaklaşmak gibi. İstanbul’a bu kadar yakın ıssız, esrarengiz bir ada. Asırlardır mucizevi bir dokunulmazlığı olmuş. Şehre bu kadar yakın, devletin hiç olmadığı bir yer. Karşısındaysa doğayı kıyıp birbirimize trafikte bile vahşileşmiş olmamızın aymazlığında kendimizi uygar sandığımız bir yer.
■ Bâkir bir yerde olmanın duygusu neydi?
Herhangi ıssız bir adaya gitmek çıplaklığını hatırlatır. Tek başınasın. Seni denetleyen, ayıplayan, bakan, hakkında fikir yürüten, gözetleyen hiçbir şey yok. Tam bir çıplaklık. Neandros’un fısıldadığı tılsım kaçınılmaz bir özgürlük.
■ Önsözde, “Şeytan bana, ‘Adaya git, orada bir taşın altına göm kitabını” demişsiniz. Bu hayalinizi gerçekleştirebildiniz mi?
Asla! Kazanamadı. Şeytanımı dinlemedim. Her gittiğimiz yerde izimizi bırakmak bireyin bir hastalığı. Sokrates bile ölüm yatağında iz bırakmayı tavsiye eder. Kitabı oraya gömmüş olsaydım türümün kaç bin yıllık günah çıkarmasını oraya bulaştırmış olacaktım. Asırlardır ahlaksız kıldığımız merakımızı kovalıyoruz. Nükleer silahlarımız yetmiyormuş gibi şimdi de yapay zekâ almış başını gidiyor.
■ Kitapta ülkenin siyasi geçmişine de yer veriyorsunuz. “Devlet fetvasıyla komşu adalardan sürülenler”e, onların gidişlerine, yokluklarına bir ağıt gibi de okudum biraz.
Evet, katılıyorum gözleminize. 6-7 Eylül’den sonra İstanbul’un kaç bin yıllık tarihinin Adalarda kalan damlacıklarını bile kuruttuk. İstanbul’un en eski dili gitti. Kendi sesimizi duya duya, sesimizle yalnızlaştık. İstanbul’u kendimizle kuşattık. Yetmiyormuş gibi adanın, adaların kaç bin yıllık atlarını imha ettik. Bırakın memlekete, şehirlerimize sahip çıkmayı, atlarını korumayı beceremeyen yönetimlerin mağduruyuz.

‘Aynalarda sadece kendimizi gördüğümüz yerlerde yaşıyoruz’
■ Çevrenin ve diğer canlıların insan eliyle yok edilişine bir isyan yükseliyor kitabınızdan. “Türümüzün tarihinde kaç devlete nasip olmuştur bir denizi öldürmek?” demişsiniz.
Rusya da Aral Denizi’ni öldürdü mesela. Okyanusları öldürmekle meşgulüz. Marmara küçük bir örnek. Bu destanla Neandros’a sanki kendimce bir aşı yapmış oldum. “Bakın dünyanın hâli budur” diyorum. Neandros’a, bizden, insandan uzak dur, koru kendini demek için sesleniyorum.
■ Bu destan aynı zamanda doğaya, canlılara karşı yaptıklarımızı gösteren bir ayna vazifesi de görüyor.
Türümüzün tarihini Neandros’tan korumak isteyen gezegenli olmayı hak edememizin ezikliğinin ifadesi “Neandros Destanı”.
■ Sait Faik’e selam gönderiyorsunuz. Hatta kitabı ona ithaf etmişsiniz.
Sait Faik bir kerteriz. Yaşadığı yere, adalara bütünleşmişliğiyle, sevgisiyle bir kerteriz. Artık yaşadığımız yerin insanları değiliz. Gittiğimiz yerlere biriktirdiğimiz önyargılarımızı, aitliklerimizi götürüyor, oturduğumuz mekânları duvarlarla çeviriyoruz. Nerede yaşadığımız önemli değil. Alaska da olabilir, Washington da. Aynalarda sadece kendimizi gördüğümüz yerlerde yaşıyoruz.
Kaynak: Milliyet

