İzmirli Homeros’un dünyaya yayılan sesi
Ölümsüz ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ eserlerin kaynağı olan Homeros ismi zikredildiğinde her ne kadar Antik Yunan ibaresi kullanılsa da kendisi Batı Anadolulu, hatta Smyrna yani İzmirlidir. Biraz kesin bir dille İzmirli dememe bazı arkeolog ve araştırmacıların muhalefet edeceğine eminim. Bunun nedeni ise Homeros gibi büyük bir ismi sürekli olarak sahiplenmek isteyen başka şehirlerin olmasıdır
MESUT ALP – Sevgili dostum şair Seyithan Kömürcü “Her şeyin sonunda neden eve dönmekten ibarettir hayat? ” dediğinde muhakkak ki “eve dönmek”, “kendine dönmek” için yola revan olmuş veya gittikleri seferlerden dönmeye çalışan nice kral ve kahramanlar için yazılmış destanların ruhuna haizdi. Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın, özünü bulmak, ölümsüzlüğe ulaşmak veya imkânsızı gerçekleştirmek için yollara düşen bir kahramanın öyküsü çıkar karşınıza. Biz her ne kadar “yazılmış” desek de bu destanların ve kahramanlık öykülerinin çoğu aslında sözlü ozanlık geleneğine dayanmaktaydı. Yani söz, yazıdan çok çok önceleri de vardı.

Edebiyatın temeli
Binlerce yıldır var olan öyküler konuşulunca akla ilk gelen destanlardan biri de bu aralar Christopher Nolan’ın “The Odyssey” isimli filmi ile gündemde. Evet Homeros’un ölümsüz eseri “Odysseia”. Troya Savaşı’nın yıkıcı ve kanlı on yılını anlatan “İlyada “nın hemen ardından gelen bu destan, savaşın bitimiyle başkahraman Odysseus’un evine, İthaka’ya dönmek için tanrılarla ve akılalmaz yaratıklarla mücadele ettiği on yıllık çetin bir eve dönüş yolculuğunu konu alır. Dünya edebiyat tarihinin belki de en ikonik eserlerinden olan bu anlatı çifti, yalnızca Antik Yunan dünyasının değil, dünya edebiyatının da temellerinden kabul edilir. Söz konusu eserlerin yüzlerce modern uyarlaması olduğu kadar antik çağlardan beri her kuşak yazar, şair ve yönetmenin odağında olmuşlardır. James Joyce’un “Ulysses”inden Madeline Miller’ın “Akhilleus’un Şarkısı” ve “Kirke” romanlarına, hatta Dante’nin “İlahi Komedya”sına kadar bu iki destanın izlerinden ve kendisinden söz etmek mümkündür. Sinemada ise George Lucas’ın “Star Wars”undan Wolfgang Petersen’in “Troy” filmine ve hatta Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey” filmine kadar bu ölümsüz eserlerin ilhamı ve yine kendisi mevcuttur. Peki neydi bu eserleri bu kadar önemli kılan ve kimdi bizim binlerce yıl sonra bile bu eserleri okumamıza vesile olan kişi?
Herkes sahiplenmek ister
Bu ölümsüz eserlerin kaynağı olan Homeros ismi zikredildiğinde her ne kadar Antik Yunan ibaresi kullanılsa da kendisi Batı Anadolulu, hatta Smyrna yani İzmirlidir. Biraz kesin bir dille İzmirli dememe bazı arkeolog ve araştırmacıların muhalefet edeceğine eminim. Bunun nedeni ise Homeros gibi büyük bir ismi sürekli olarak sahiplenmek isteyen başka şehirlerin olmasıdır. Çünkü böylesine büyük bir ozanın şehri olmak, oraya büyük bir prestij ve tanınırlık katıyordu. Şimdi biz Homeros’un İzmirli olmasına dair birkaç kelam edecek olursak:
Büyük ozan Homeros’un yaşamına dair elimizde kesin belgeler maalesef ki pek yok. Ona dair bildiklerimiz, antik tarihçilerin aktarımları ve modern filolojik çalışmalara dayanıyor. Antik yazarlar bu büyük anlatıcının doğduğu yer konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Örneğin; Herodot (Pseudo-Herodotos) “Homeros’un Hayatı” isimli biyografisinde annesinin Kymeli (bugünkü Aliağa) olduğunu ve kendisinin de Smyrna’da doğduğunu belirtir. Bu eserde onun hayatının çeşitli evrelerinde Kolophon (Değirmendere) ve Chios’ta (Sakız Adası) bulunduğunu anlatır. Strabon da onun İzmirli olduğunu vurgular ama Kyme ve Chios Adası’ndan olduğuna dair iddiaların olduğunu da belirtir. Pausanias ise olaya biraz daha dinsel açıdan yaklaşarak onu Delphoi kehanet merkezine dayanarak İos Adası’nda doğmuş olarak anlatır ama Smyrna ve Sakız Adası tartışmalarını da ekler anlatımına. En güçlü adayımız İzmir olmakla birlikte; Sakız, Kolophon, Kyme, Argos, Atina ve Pylos gibi şehirler zayıf adaylar olarak bu büyük ozanın hemşehrisi olmak için yarışırlar.

Kanıt destanların dil yapısı
Filologlar da aslında ana görüşü, yani İzmirli olma fikrini, daha güçlü hâle getiren bir yerden yaklaşırlar olaya. Onlara göre Homeros İyonya kültürü çevresinde yetişmiş olmalıdır. Buna en büyük kanıt da iki destanın dil yapısıdır. “İlyada” ve “Odysseia” büyük ölçüde İyon lehçesinde anlatılagelmiştir. Ancak metinlere bakıldığında bariz bir Aiol lehçesi katmanı da mevcuttur. Arkeolojik veriler de Smyrna’nın başlangıçta bir Aiol kenti olduğunu ve MÖ 8. YY’da İyonyalıların siyasi ve kültürel etkisi altına girdiğini gösterir. Bundan hareketle, destanlardaki bu Aiol-İyon lehçeleri arasındaki geçişler, İzmir’in kendine özgü bu politik ve kültürel dönüşümüne de paralellik arz eder.
Nitekim klasik filolojinin ve Homeros ile ilgili çalışmaların 20. YY’daki en büyük otoritelerinden biri kabul edilen Martin L. West, “The Making of the Iliad ve Homeric Hymns” isimli eserlerinde Homeros destanlarının dil yapısını detaylı bir şekilde irdeler. West, metinlerdeki Aiol unsurlarının “eski bir lehçe fosili/kalıtısı” olduğunu, bu antik kalıntı üzerine de İyon lehçesinin oturtulduğunu ve bu dilsel katmanlaşmanın ancak Batı Anadolu kıyı şeridindeki özellikle Smyrna/İzmir çevresindeki Aiol-İyon temas bölgesinde olabileceğini belirtir. Bu da benim nazarımda Homeros’u benim diyen her İzmirli kadar İzmirli yapmaya yetmekte.
O dönemin Smyrna’sına baktığımızda, kentin salt bir ticaret merkezi olmadığını, Doğu Akdeniz’in önemli kültür merkezlerinden biri de olduğunu anlıyoruz. Anadolu’dan gelen birçok kervan burada denizden gelenlerle ticari alışverişin yanı sıra kültürel bir etkileşimin de içine giriyordu. Her gelen tüccar veya seyyah beraberinde taşıdığı öyküleri Aoidos denen ozanların düş bahçelerindeki kelamlarına bırakıyordu.
Antik gelenekte ‘kör ozan’
Daha önce de dediğimiz gibi Homeros her ne kadar bir “yazar” olarak zikredilse de yaşadığı çağda yazılı kitap kültürü çok gelişkin değil hatta yoktu denebilir. Bilgi ve anlatı, saray arşivlerinin yanı sıra toplumsal hafızada saklanıyor ve geleceğe aktarılıyordu. Bu kolektif hafızanın taşıyıcısı olan ozanlar; saraylarda, şölen ve tapınaklarda lir/kithara eşliğinde destanları müzik, şiir, tarih anlatıcılığı ve kendi performanslarıyla bir bütün hâlinde sunarlardı. Bu anlatı şekli o kadar güçlü ve derinden geliyordu ki ozanların Musalar yani Müz tanrıçalarından ilham aldıklarına inanılırdı. Antik gelenekte “kör ozan” tasvirinin merkezinde de bu inanç yatar aslında. Gözleri kapalı olan bu özel şahısların, içsel görüleri ve tanrıçaların onlara bahşettiği hikmetle sıradan insanlardan daha iyi anlatıcılar olduklarına inanılırdı.
Her türlü delile ve tartışmaya rağmen, Homeros İzmirli veya değildi bunun önemi ne kadardır bilmem ama kesin olan şu ki İzmir onun kadim sesini binlerce yıl boyunca yaşatan en güçlü hafıza mekânıydı. Bugünlerde Nolan’ın gözü ve yorumu ile yeniden yankılanan bu ses hâlâ Ege kıyılarında duyuluyor.
Bin yılların eskitemediği kadim “İzmirliye” selam olsun…
Kaynak: Milliyet