8 Kasım 2026, 08:41:04
Dolar 50,1498
Euro 55,9219
Altın 6.556,39
BİST 11.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 15°C
Parçalı Bulutlu
Denizli
15°C
Parçalı Bulutlu
Cts 14°C
Paz 12°C
Pts 15°C
Sal 13°C
Reklam
Reklam

Beşerin hayatla baş etme yöntemleri

Gonca Saygın, 13 öyküden oluşan “Benibeşer Seni N’eyler” adlı kitabında insanın insana neler ettiğini anlatıyor. Öykülerin merkezinde hep  kadınlar var

Beşerin hayatla baş etme yöntemleri
Reklam
08.11.2026 07:39

Ümran Avcı – “Eskiden Anadolu’da kadınlar susmaktan yorulunca ipliklerden kendilerine dil yaparlar, kelimeleri ilmek ilmek halıya dokurlarmış…”Gonca Saygın, 13 öyküden oluşan “Benibeşer Seni N’eyler” kitabında derdi, acısı ilmek ilmek derisine işleyenleri, insanın insana ettiklerini, hayatın tükürüp bir kenara attıklarını anlatıyor. Bazen “Beni sevmediğin an olmuş muydu? Benden iğrendiğinde ‘onun yüzünü gördüğün’ anlar?” diyen bir tecavüz çocuğuna ses açıyor. Bazen ‘kaçarak gittiği baba evine koşarak dönen’ mutsuz evlilere yer açıyor hikâyelerinde. Öykülerin başındaki epigraflar da hikâyenin ipucunu fısıldıyor okura. Gonca Saygın ile hikâyeleri üzerinden insanın insana ettiklerini, insan eliyle yaralanan beşerin hayatla baş etme yöntemlerini konuştuk.

■ Kitap sert bir öyküyle açılıyor. “Leke”de aile içi istismarı hikâye ediyorsunuz. Kitabın adına atıfla söylersek insanın insana yapabileceği en büyük kötülüklerden birisiyle okuru buyur ediyorsunuz…

Benibeşer ‘insan’ demek. Kitabın adı bu bağlamda “İnsan seni ne eder, ne hâle koyar?” anlamına geliyor ve bu soruların cevabını arıyor. Okura sana iki haberim var iyi olanı mı önce söyleyeyim kötü olanı mı diyorum ve onlardan “kötü olanı” cevabını almışım gibi davranıyorum. Çünkü genel insan psikolojisinin, arkasından iyi bir şey gelecekse kötüyü göğüslemesi daha kolay oluyor. “Leke” de insanın insana edebileceklerinin en uç noktasında üstümüze çökmeye hazır, orada olduğu bilinen ama karanlıkta kaldığı için görülmeyen bir gölge gibi. Bu öyküyü yazmadan evvel ülkemizde yaşanan ensest vakaları ile ilgili araştırmalar yapmıştım. Karşılaştığım en acı tablo, bu konuyla ilgili devletin takip ettiği resmi rakamların olmamasıydı. “Ensest” adıyla müstakil bir suç tipi tanımlanmamış. Ensest eylemleri “çocuklara cinsel istismar” maddesi kapsamında inceleniyormuş. İstismara uğrayan çocukların kaçta kaçı bu saldırıyı aile bireylerinden görüyor? Bilinmiyor. Sonra derneklerin yaptığı araştırmaları okudum. Ensest vakalarında her yaş grubundan ve cinsiyetten çocuğun bu duruma maruz kalabildiğini; çocuğuna bunu yapan aile bireylerinin eğitim durumunun da tutarlılık göstermediğini fark ettim. Yani eğitimli insanlar da kendi çocuklarına bu istismarı yapabilmişti. Okuduklarımın gerçek olmamasını o kadar istedim ki öykümü de büyülü gerçekçilik çizgisinde, olağanüstü ögelerle süslü bir masal şeklinde kaleme aldım, kötü sonla biten bir masal.

■ “Mavi’nin Masalı”, tecavüz çocuğu olmayı anlatıyor. Ki, bu konu genellikle annenin yaşadığı duygu üzerinden anlatılır gerek sinemada gerek edebiyatta.

Bu öykü “Leke”den hemen sonra geliyor; niyetim okura hayatın tekdüze bir ritimle gitmediğini, yaşanan ve yaşanacak her şeyin iki yüzü olduğunu anlatmak. İnsanız. Yıkılabiliriz, kalkıp devam da edebiliriz. Kadın olarak bizlerin içinde yeniden başlamaya dair çok kuvvetli bir içgüdü olduğunu düşünüyorum. Bu hikâyede mağduru odağa koyabilirdim ama ben, tabiri caizse filmi biraz ileri sarmak istedim. Böyle acı bir olayın sonunda doğan ve hiçbir şeyden haberi olmayan onca çocuğa ne oluyor sorusuna yanıt aradım. Esas kahraman hayata tutunabilen bu çocuklar değil mi? Tabii ki ülkemiz şartlarında pek çoğu Mavi kadar şanslı değiller ama öyle olmalarını umuyorum. Öykücü, kanayan yaralara dokunurken umudu da yeşertmeli bana göre. Bu yüzden çocukluğu yarım bırakılan Meryem, hayata talihsiz bir giriş yapan kızı Mavi’ye kendi ayakları üstünde durabileceği tertemiz bir sayfa veriyor.

■ Kadınların evliliğine sosyolojik bir bakış atıyorsunuz “Kül ve Zehir” öyküsünde. Evlilikler biraz da despot ebeveynlerden bir kaçış mı?

Günümüzde genç yaşta evlilik yapan kadınların evlenme sebeplerinin ebeveynlerinden kaçış olduğunu düşünüyorum. Pek çok kadın için baba evi; katı kuralların, sürekli denetimin ve baskının hüküm sürdüğü bir alan. Kadın, bu despotik çevreden çıkış biletini maalesef kendi ekonomik ya da bireysel özgürlüğünde değil, toplumsal olarak meşru kılınmış tek yolda, yani evlilikte görüyor. Kadın, evlenerek özgürleşeceğini toplumdaki değerinin artacağını sanıyor. Bu sebepten de yanlış evlilikler yapan çok insan tanıyorum. Toplumsal yapı radikal bir şekilde değişmediği ve kadına tek başına var olma hakkı tanınmadığı sürece, bu kaçış çoğunlukla bir sığınaktan diğerine geçmekten öteye gidemez.

‘Düzenin dayattığı güzellik algısına itirazım var’

■ “Yeni Nesil Fotokopiler” özellikle kadınların gitgide birbirine benzemesine bir itiraz mı?

Günümüz kapitalist düzeni sürdürülebilir tüketim için standartlara ihtiyaç duyuyor. Bu düzen kültür ve güzellik algısını fabrikasyon birer metaya dönüştürerek kadını da seri üretime tabi tutuyor. Ürünleri satmak için kişide önce yetersizlik hissi yaratıyor; gözeneksiz ciltler, yaşlanmayan yüzler ve belirli beden ölçüleri “norm” olarak sunuluyor. Birey, kabul görmek ve bu yetersizlik hissinden kurtulmak için sistemin sunduğu çözümlere yöneliyor.  Evet, düzenin dayattığı güzellik algısına itirazım var. Yoksa kadınlar istediklerini, istedikleri şekilde yapmakta özgürler fakat kapital düzen sırf daha çok para kazanmak için bizleri de dişlisinin çarkı yaptıysa buna bir çomak sokmak gerekir diye düşünüyorum.

Kaynak: Milliyet

ETİKETLER: , , , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.