6 Eylül 2026, 19:03:29
Dolar 48,4354
Euro 56,2404
Altın 6.898,85
BİST 14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 36°C
Açık
Denizli
36°C
Açık
Pts 34°C
Sal 33°C
Çar 35°C
Per 36°C

‘En çok çocuk doğurana servetimi bırakıyorum’ diyen milyoner! Bir şehri nasıl nasıl karıştırdı?

Bir vasiyetname, bazen bir şehri yıllarca meşgul edebilir. 1920’lerin Toronto’sunda yaşanan olay tam olarak böyle bir hikâye: Zengin bir avukatın son şakası, on yıl boyunca gazete manşetlerinden inmeyen, mahkemeleri bile karıştıran gerçek bir yarışa dönüştü.

‘En çok çocuk doğurana servetimi bırakıyorum’ diyen milyoner! Bir şehri nasıl nasıl karıştırdı?
19.07.2026 15:36

Alaycı bir vasiyetin doğuşu

Kanadalı avukat ve iş insanı Charles Vance Millar, 1926’da 73 yaşında hayatını kaybettiğinde geride hem büyük bir servet hem de sıra dışı bir mizah anlayışı bıraktı. Vasiyetnamesindeki maddeler, onun ölümünden sonra bile insanlarla dalga geçmeyi sevdiğini gösteriyordu.

Örneğin alkole karşı çıkan bazı din adamlarına bira şirketi hisseleri miras bırakması bunlardan yalnızca biriydi. Ancak asıl gündem yaratan madde başkaydı: Millar, servetinin büyük kısmını, ölümünden sonraki on yıl içinde Toronto’da en çok çocuk doğuran kadına bırakacağını yazmıştı.

Şehir ‘Leylek Yarışı’na sahne oldu

On yıllık süre başladığı andan itibaren dönemin basını olaya, bebek getiren leylek imgesinden ilhamla ‘Great Stork Derby’ adını taktı. İlk başta bu, eksantrik bir zenginin son şakası gibi görünüyordu. Fakat 1929’da Büyük Buhran patlak verince tablo tamamen değişti. İşsizlik ve yoksulluğun kol gezdiği o yıllarda, bu tuhaf miras bazı aileler için gerçek bir umut ışığına dönüştü.

Kadınların özel hayatı manşetlere taşındı

Yarış ilerledikçe gazeteler, mirasa aday olabilecek aileleri yakından takip etmeye başladı. Doğumlar, hamilelikler, çocuk sayıları düzenli olarak haber konusu oldu. Bugünden bakıldığında olayın en rahatsız edici yanı da tam burada ortaya çıkıyor.

Bir zenginin garip şartı, kadınların doğurganlığının kamuoyu önünde izlendiği bir gösteriye dönüşmüştü. İşin tuhaf tarafı kadınlarda değil, böyle bir şartı koyan vasiyette ve bunu yıllarca izleyen medya ilgisindeydi.

Mahkemeler devreye girdi

Millar’ın akrabaları, vasiyeti geçersiz kılmak için dava açtı. Hangi çocukların sayılacağı, annelerin Toronto’da yaşama zorunluluğu, evlilik dışı doğumlar ve mirasın nasıl bölüştürüleceği gibi sorular yıllarca mahkeme salonlarında tartışıldı.

On yılın sonunda kazananlar belli oldu

Süre 31 Ekim 1936’da dolduğunda ortada tek bir galip yoktu. Tarihi kayıtlara göre, dokuzar çocukla en yüksek sayıya ulaşan dört anne büyük ödülü paylaştı. Durumu tartışmalı bulunan bazı kadınlara ise daha küçük uzlaşma ödemeleri yapıldı.

Kaynak: Milliyet

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.