Avrupa yüzyıllarca ‘Türk oturuşu’ dedi! Fark etmeden yapıyoruz, çadırdan Osmanlı’ya uzanan alışkanlık
Evde halının üzerinde, pikniğe serdiğimiz örtüde ya da kalabalık bir sofrada, çoğumuzun fark bile etmeden yaptığı bir hareket var: Bağdaş kurmak. Bize o kadar doğal geliyor ki üzerine düşünmeyiz bile. Oysa Avrupa’da yüzyıllar boyunca bu duruşun bambaşka bir adı vardı: ‘Türk oturuşu’ yani Turkish style sitting.
Avrupa neden ‘Türk Oturuşu’ dedi?
18. ve 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına gelen Avrupalı seyyahlar ve ressamlar, gördükleri günlük yaşamı tuvale ve seyahatnamelere aktarırken dikkatlerini çeken bir detay vardı: Halılar, minderler ve divanlar üzerinde bacaklarını çaprazlayarak oturan insanlar.
Bu görüntü o kadar sık tekrarlandı ve o kadar ‘yabancı’ bulundu ki, İngilizceden Fransızcaya, Almancadan diğer Avrupa dillerine kadar birçok dilde bu oturuş biçimini tarif etmek için doğrudan ‘Türk gibi oturmak’ anlamına gelen ifadeler literatüre girdi. Yani bugün İngilizce konuşan birinin ‘sit Turkish style’ demesi, tesadüf değil doğrudan yüzyıllar öncesine, Osmanlı yaşam kültürünü gözlemleyen Avrupalıların şaşkınlığına dayanıyor.
Kökü bozkıra uzanan bir alışkanlık
Bu oturuşun geçmişi aslında Osmanlı’dan çok daha eskiye dayanıyor. Göçebe Türk topluluklarında yerde, keçe ve halı üzerinde oturmak günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı; çadırda, kurultayda, sofrada bağdaş kurarak oturmak yaygın bir pratikti. Rivayete göre bu duruş yalnızca pratik bir tercih değil, aynı zamanda bir duruş biçimiydi.
Sırtın dik tutulması saygıyı ve vakarı simgelerken, bacakların bu şekilde konumlanması gerektiğinde hızla ayağa kalkmaya elverişli bir pozisyon sunuyordu. Göçebe ve savaşa her an hazır bir yaşam tarzı süren topluluklar için bu tür pratik detayların günlük alışkanlıklara sinmiş olması şaşırtıcı değil.Bu duruş biçiminin izlerini bugün de Türk dünyasının farklı coğrafyalarında, geleneksel oturma kültürünün yaşadığı bölgelerde görmek mümkün.
Bir kültür kodu
Bağdaş kurmak, sırf rahat olduğu için değil, aynı zamanda bir arada olma, sofraya eşit şekilde oturma ve misafirperverlik kültürüyle de özdeşleşti. Osmanlı minyatürlerinde, saray tasvirlerinde ve seyahatname illüstrasyonlarında sıkça karşımıza çıkan bu duruş, sadelik içinde bir vakar taşıyordu.
Bugün spor salonlarında ‘yoga pozu’ diye öğrendiğimiz oturuşlardan çok önce, bizim sofralarımızda, evlerimizde bu duruş zaten vardı, üstelik bir isme bile ihtiyaç duymadan.
Kaynak: Milliyet