18 Eylül 2026, 17:10:07
Dolar 48,7849
Euro 56,0068
Altın 6.865,03
BİST 13.279,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 30°C
Açık
Denizli
30°C
Açık
Cts 31°C
Paz 32°C
Pts 32°C
Sal 31°C

Okuduğu birkaç kitap hayatını yaktı! Değirmenciyi ölüme götüren akılalmaz hikâye

16. yüzyılda, İtalya’nın ücra bir dağ kasabasında sıradan bir adam yaşıyordu. Günleri un tozunun arasında geçiyordu, kalabalık bir ailesi vardı, kimsenin dikkatini çekmeyecek bir hayatı vardı. Sonra eline birkaç kitap geçti. Sadece birkaç. Ve o andan itibaren bir daha eskisi gibi uyuyamadı, eskisi gibi konuşamadı, eskisi gibi bir hayat süremedi. Çünkü kafasının içinde, kimsenin durduramayacağı bir şey başlamıştı.

Okuduğu birkaç kitap hayatını yaktı! Değirmenciyi ölüme götüren akılalmaz hikâye
05.07.2026 17:20

Okuma yazma bilmek, o dönemde başlı başına bir tehlikeydi

Domenico Scandella. Kasabalılar ona Menocchio derdi. Başında hep aynı beyaz yün kasketle dolaşan, tanıyanların “iyi kalpli ama fazla meraklı” diye tarif ettiği bir değirmenciydi. Ancak onu diğer köylülerden ayıran bir özelliği vardı, okuyabiliyordu. O çağda bu, herkesin sahip olduğu bir beceri değildi; bilgi denen şey tamamen başkalarının elindeydi. Menocchio ise kasabadaki zanaatkarlar ve noterler arasında dönen küçük, neredeyse gizli sayılabilecek bir kitap alışverişi ağına sızmıştı. Ve un kokan o küçük değirmen, kimsenin fark etmediği bir fikir laboratuvarına dönüşüyordu.

Bir seyahatname koca bir dünya görüşünü paramparça etti

Onu asıl sarsan kitap, köyün vaizinden ödünç aldığı bir gezi anlatısıydı. Sayfalarda uzak diyarlar vardı, hiç duymadığı topluluklar, bambaşka inanışlar vardı. Kasabasından neredeyse hiç çıkmamış bir adam için bu, sıradan bir okuma deneyimi değildi, zemin kayıyordu. Yıllar sonra mahkemede anlatacağı gibi, dünyada bu kadar çok farklı inanışın var olduğunu görmek onu derinden sarsmıştı. Ve aklına, bir kez takılınca bir daha çıkmayan o soru düştü: Herkes farklı bir şeye inanıyorsa, “doğru olan yalnızca biziz” diyenin haklılığı nereden geliyordu?

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Peynirden doğan bir evren teorisi

Menocchio okuduklarını olduğu gibi bırakmadı. Kendi köylü mantığıyla, günlük hayattan bildiği bir örnekle harmanladı ve tamamen kendine özgü bir yaratılış fikri ortaya attı. Ona göre başlangıçta hiçbir kutsal yaratıcı yoktu, sadece birbirine karışmış bir kaos vardı. Bu kaostan, tıpkı sütten peynir mayalanması gibi bir kütle oluşmuş, içinden de melekler -ve hatta Tanrı’nın kendisi- çıkmıştı. Bugün kulağa garip bir metafor gibi gelse de, o dönem için bu, kilisenin tüm öğretisine açılmış doğrudan bir meydan okumaydı.

‘Latince, yoksullara ihanettir’

Fikirlerini içinde tutan biri değildi Menocchio. Meydanda, handa, yolda kiminle karşılaşsa tartışmayı dine getiriyordu. Kilisenin törenlerinin, kutsamaların aslında para kazanmak için uydurulmuş birer düzen olduğunu söylüyor; vaftizin, evliliğin gereksizliğinden dem vuruyordu. En çarpıcı iddiası ise adaletle ilgiliydi: mahkemelerde konuşulan Latincenin, halkın anlamadığı bir dil olduğu için yoksulları savunmasız bıraktığını düşünüyordu.

Fikrinden dönmedi

Bu sözler, kısa sürede yerel din adamlarının kulağına gitti. 1583’te ihbar edildi ve hapse atıldı. Yakınları ona yalvardı: “Deli numarası yap, her şeyi inkar et.” Ama Menocchio, hayatı pahasına kendi fikirlerinin arkasında durdu. Yargıçlar bu düşünceleri kimden aldığını sorduğunda verdiği cevap, bugün bile insanı şaşırtıyor: Bu fikirlerin tamamen kendi kafasından çıktığını söyledi.

Küle çevrilen bir ses, yüzyıllar sonra yeniden konuştu

Dava yıllarca sürdü, bir süreliğine serbest kaldı ama susmadı. 1599’da Roma’dan gelen kesin kararla idama mahkum edildi. Kilise, onu ve kitaplarını yakarak bu dik başlı sesi tamamen sildiğini sanmıştı. Ama tarih bazen böyle çalışmıyor: Yüzyıllar sonra bir tarihçi, tozlu arşivlerin arasında Menocchio’nun mahkeme kayıtlarına rastladı ve sıradan bir köylünün zihninde kurduğu evreni yeniden gün yüzüne çıkardı.

Kaynak: Milliyet

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.