Loading...

'Ramazan’ın 15’inde patlama ve yıkım!' Hadis bugünü mü anlatıyor? İran savaşından sonra çıktı

'Ramazan’ın 15’inde patlama ve yıkım!' Hadis bugünü mü anlatıyor? İran savaşından sonra çıktı

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – İslam dininin en önemli kaynağı ve kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim’i anlamak için ikinci bir kaynak daha gösterilir. Hadisler, Hz. Muhammed’in sözleri ve Kur'an’ı açıklayan ifadelerdir. Pek çok zaman bilgi ve işaretlerin saklı olduğu bu sözler, kaynaklarının güvenilirliği ve doğruluğu ile gündeme gelir. Son dönemde de Orta Doğu’da başlayan savaşla gündeme gelen bir ‘hadisin’ doğruluğu tartışma konusu olmuş, tarih vererek bir olayın yaşanacağı ifade edilmişti. Sosyal medyada hızla yayılan ‘hadis’, “Ramazan ayının 15'inde Cuma gecesinde uyuyanı uyandıran, uyanığı panikleten ve kadınları odasından çıkartan bir korku/yıkılış (gökten bir ses) olur. O gün orada çok fazla deprem olacaktır” şeklindeydi. Ancak Prof. Dr. Özcan Güngör’e göre İslami kriterlere, akla, sosyolojik gerçekliklere uymayan ve doğrudan reddedilmesi gereken bu söz sahih bir hadis değil. Günümüzde Amik Ovası’nda yaşanması beklenen ve potansiyel büyüklüğü 8’i bulabilecek deprem ve Orta Doğu’da dinmek bilmeyen savaşlar, bölgeyi de spekülasyonlara açık hale getiriyor. Her ne olursa olsun ‘ya gerçekse’ tedirginliği yaşayanlar içinse bu sözü, perde arkasındaki planları ve Orta Doğu’daki karmaşadan hareketle İncil, Tevrat ve Kur'an-ı Kerim’in ne söylediğini Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özcan Güngör, tüm şifreleriyle Milliyet.com.tr’ye anlattı.

EN YAKIN 4 TARİH BELLİ! HADİS Mİ RİVAYET Mİ?

İslamiyet’te Cuma günü, perşembe günü akşam namazı vakti ile başlar, Cuma günü ikindi vaktinin sonunda da biter. Bu durumda Cuma gecesi de perşembeyi cumaya bağlayan gece olarak kabul edilir. Ramazan ayının 15’inde yani bir Cuma gecesi uyuyanları uykudan uyandıracak, uyanık olanları panikletecek, korku, yıkılış ve depremlerin görüleceği ifade edilen sözlerde kastedilen de tıpkı bu yıl denk geldiği gibi perşembeyi cumaya bağlayan gece, 15’inci ramazan günü olabilir mi? Bu yıl ve 2032, 2033, 2043 ve 2044 yıllarında benzer şekilde Perşembe ya da Cuma günleri 15’inci ramazana geliyordu. Ancak dünyanın her noktasında saat ve tarih herkes için aynı değildi. Hicrî takvimde ayın başlangıcı hilalin görülmesine bağlı olduğu için ülkeler arasında 1 gün fark oluşabilir. Suudi Arabistan çoğu zaman hilalin gözle görülmesine göre ayın başını hesaplar. Bu nedenle de Ramazan ve bayram Türkiye’ye göre 1 gün farklı başlayabilir. Pakistan da genellikle kendi yerel hilal gözlemini bekleyen ülkelerden biridir. Pakistan bu kararıyla, Suudi Arabistan’dan 1 gün sonra ramazan ayına başlar. İşte bu nedenle hadis olduğu iddia edilen sözlerde anlatılan zaman, net ya da bilimsel şekilde açıklanabilir değildir. Prof. Dr. Özcan Güngör’e göre de, “Bu tür iddiaların aslı hiçbir sahih kaynağa dayanmaz ve hadis usulüne göre kabul edilemez. Hadis ilmine göre sağlam bir isnadı olmayan, ne Sahih-i Buhari’de ne de başka muteber kitaplarda yer alan bir rivayet değildir. Bilakis güvenilir âlimler bu ‘hadis’ diye rivayet edilen bilgiyi uydurma olarak niteler. Ayrıca Heysemi, rivayetin zayıf, güvenilmez senedli bir metruk hadis olduğunu kaydetmiştir. Uydurma hadislerin tipik özellikleri burada görülür: Özgün bir isnadı yoktur, Peygamber döneminde yaşanmamış özel olaylar kurgulanmıştır. O nedenle bilhassa ‘komplo teorisi’ üslûbuyla yazılan bu metinler hadis değil, kehanet vari söylemlerdir.”

“Hadis formunda sunulsalar da üslup ve içerik yönünden asli metinle örtüşmez. Dolayısıyla Ramazan’ın 15’iyle ilgili bu iddialar İslamî kriterlere, akla, sosyolojik gerçekliklere uymaz ve doğrudan reddedilmelidir. Günümüz savaşlarının en tehlikeli yönlerinden biri artık sadece askerî değil, anlamsal ve inançsal savaşlar hâline gelmiş olmalarıdır. Modern çatışmalar cephede olduğu kadar zihinlerde yürütülüyor. Din ise bu psikolojik savaşın en güçlü araçlarından biri hâline getiriliyor. Bugün bölgesel ve küresel aktörler sosyal medya ekosistemini kullanarak savaşları bilinçli biçimde dinî kimlik çatışmasına dönüştürmeye çalışıyor. Brookings Institution tarafından yapılan analizlerde, Orta Doğu’daki birçok devlet ve yarı-devlet aktörünün dijital propaganda ağları kurarak mezhep ve din temelli algı operasyonları yürüttüğü açık biçimde ortaya konmuştur. Bu yalnızca İslam dünyasına özgü bir sorun değildir. Bugün: İran merkezli Şii devrimci propaganda, bazı Körfez merkezli karşı mezhep söylemleri, radikal örgütlerin selefî apokaliptik dili ve Batı’da özellikle Evanjelik-Siyonist kıyamet teolojisi aynı sosyolojik mekanizmayı kullanıyor. Bu da savaşı kutsallaştırmak. Özellikle ABD’de etkili olan Evanjelik çevrelerde, Armageddon inancı yalnızca teolojik bir beklenti değildir. Zaman zaman dış politika tercihlerini etkileyen ideolojik bir motivasyona dönüşüyor. Bazı radikal Evanjelik yorumlara göre Orta Doğu’da büyük savaş kaçınılmazdır. İsrail merkezli çatışmalar Mesih’in dönüşünü hızlandıracaktır. Savaş ilahî planın parçasıdır. Bu yaklaşım, dini barış öğretisi olmaktan çıkarıp jeopolitik kehanet mühendisliğine dönüştürür. Bu Mark Juergensmeyer’in tanımladığı biçimiyle kozmik savaş anlatısıdır. Burada düşman artık politik değil, metafizik bir varlık hâline getirilir. Böylece şiddet ahlaki sorgulamadan muaf tutulur. Sonuçta din hayatı anlamlandıran bir rehber olmaktan çıkar, kanı meşrulaştıran ideolojik silaha dönüşür.” –Prof. Dr. Özcan Güngör


İNCİL VE TEVRAT’TA İŞARET! ‘APOKALİPTİK METİNLERİ JEOPOLİTİK STRATEJİYE DÖNÜŞTÜRDÜLER’

Pek çok zaman yaşananların bir ‘din savaşı’ olduğu konuşulsa da aslında derin bir okuma yapıldığında, dinlerin ve kutsal emirlerin, iyiyi ve iyiliği yaymak isterken, kötülüğün önünde durmayı öğretmek amacı görülüyor. Orta Doğu’da yaşananlar da bir dinlerin neden olduğu savaşlar zannediliyor. Prof. Dr. Özcan Güngör’e göre ise durum bambaşka. Prof. Dr. Güngör, “Dünyayı kan gölüne çeviren şey din değildir. Dinin mutlak siyasi hakikat iddiasına dönüştürülmesidir. İster İslam içindeki radikal yapılar olsun ister Evanjelik kıyametçilik, ister aşırı milliyetçi-mesihçi Siyonist yorumlar… Ortak özellik aynıdır, kendini Tanrı’nın tarihsel temsilcisi ilan eden kesin inanç radikalizmi. Din hayat üretmesi gerekirken, bu anlayışlar dini ölüm ideolojisine çevirir. İslam düşüncesi içinde bu krize karşı güçlü bir entelektüel miras vardır. Abu Mansur al-Maturidi’ye göre, Akıl vahyin düşmanı değil tamamlayıcısıdır. Din korku üretmez, sorumluluk üretir. İnanç zorbalığa dönüşemez. Bu yaklaşım, dini apokaliptik kadercilikten kurtarır. Yesevi çizgisinde ise, din ahlakla yaşanır, insan korunmadan inanç korunamaz, irşad şiddetle değil hikmetle olur. Bu gelenek, İslam’ı jeopolitik çatışmanın değil medeniyet inşasının zemini yapmıştır. Bugün ihtiyaç duyulan şey tam da budur. Bu sorumluluk da Türkler üzerindedir” diyor. Sadece İslam kullanılarak yapılmayan bu algı yönetiminin örnekleri tahrif edilen İncil ve Tevrat’ta da yapılmış, din pek çok kötülüğün gerekçesi olarak gösterilmişti. Öyle ki Armageddon diye anılan büyük savaş, dünyanın sonu geldiğinde yapılacak kıyamet savaşıydı. Bazı kaynaklar 3 semavi din için de bu savaşın önemli bir yeri olduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Özcan Güngör Armageddon için şu sözleri söylüyor:

“Amik Ovası savaşına dair aktarılan metinler Sahih-i Buhari’de, Sahih-i Müslim’de, ve temel sünen ve müsned literatüründe yer almaktadır. Rivayetin ravileri belli değildir, hadis usulü kriterleri bakımından tahkiki yapılamamaktadır. Dolayısıyla ilmî açıdan bu rivayet hadis değildir. Hadis formuna sokulmuş bir kehanet anlatısıdır. Bugün sosyal medyada veya bazı ideolojik çevrelerde dolaşıma sokulan bu tür metinlerin din adına sunulması, İslam’ın epistemolojik ciddiyetiyle bağdaşmaz. söz konusu savaş, Batı literatüründe ‘Armageddon’ diye bilinen nihai savaş bu kavram İslam’a değil Hristiyan eskatolojisine aittir. Armageddon kavramı yalnızca Yeni Ahit’te, Vahiy kitabında geçer. Vahiy 16:16’da dünya krallarının ‘Har-Magedon’ adlı yerde toplanacağı ifade edilir. Eski Ahit’te ise ‘Armageddon’ kelimesi yoktur. Bunun yerine Gog and Magog anlatıları üzerinden son savaş tasavvuru geliştirilmiştir. Burada kritik nokta modern dönemde özellikle Evanjelik teoloji ve radikal Siyonist politik yorumlar, bu apokaliptik metinleri jeopolitik stratejiye dönüştürmüştür. Din sosyolojisi açısından bakıldığında bu durum, Peter Berger’in ifade ettiği biçimiyle kutsal meşruiyet üretimidir. Yani siyasal hedefler, ilahî kader anlatısı gibi sunulur. Bu nedenle mesele sadece teolojik değil, aynı zamanda ideolojik mobilizasyon problemidir.”

Hadis olduğu iddia edilen söz için yapay zeka tarafından oluşturulan görsel

Prof. Dr. Özcan Güngör, Kur'an-ı Kerim için savaşların yerini ve anlamını da anlatarak, ‘olması gereken’ bakış açısına da değindi.

“Bugün dünyada bazı dini-politik akımlar, kıyamet savaşını hızlandırmayı adeta kutsal görev gibi görüyor. Bu yaklaşım savaşı önlemek değil, savaşı gerçekleştirmek, hatta çatışmayı teşvik etmek üzerine kuruludur. Din adına kitlesel şiddeti meşrulaştıran bu anlayış, klasik dinî geleneklerin değil, modern apokaliptik radikalizmin ürünüdür. İslam düşüncesi ise bunun tam tersini söyler. Kur’an’da savaş kader üretmek için değil, zulmü durdurmak için istisnai bir durumdur. Peygamberî gelenekte kıyamet senaryosu üretmek değil, fitneyi önlemek esastır. Hadis olsun ya da olmasın, Müslüman toplumların meseleyi romantik kehanetlerle değil, akıl, bilim ve kurumsal güç üzerinden değerlendirmesi gerekir.” - Prof. Dr. Özcan Güngör

HZ. MUHAMMED ŞAM VE YEMEN İÇİN DUA ETMİŞ!III. DÜNYA SAVAŞI ÖNGÖRÜSÜ YOK’

İslam dininde kullar, Allah katında eşit muamele görür. Peygamber ise pek çok topluluğun İslama daveti ve ‘doğru yola’ ulaşması için gönderilen elçidir. Öyle ki Hz. Muhammed, zaman zaman ümmeti için Allah’a dua etmiş, iyiliği dilemişti. Ancak Prof. Dr. Özcan Güngör’e göre bölgesel bakıldığında Hz. Muhammed’in dualarında 2 nokta dikkat çekiyordu: Şam ve Yemen! Peki ama nasıl? Prof. Dr. Güngör bunu da açıklayarak sözlerini noktaladı.

“İslam kaynaklarındaki hadisler genel ifadelidir. Örneğin Sahih Buhari’de Resûlullah, Şam ve Yemen için Allah’tan bereket diler, ancak ‘en-Nacd’ denilince ‘orada zelzele ve fitne vardır’ der. Bu rivayet sadece bölgesel fitnelerin olacağını bildiren bir duadır. Bugünkü spesifik savaşları tasvir etmez. Kısacası sahih hadis külliyatında ‘III. Dünya Savaşı’ gibi net bir öngörü yoktur. Bazı zayıf rivayetlerde genel hükümlere yer verilir ama bunlar kesin bilgi taşımadığı için yorum üretmek risklidir. Din sosyolojisi açısından bakıldığında, modern savaşlar ve jeopolitik krizler insanların dinde anlam arayışını hızlandırır. Toplumlarda belirsizlik arttıkça, bazı gruplar ‘ahiret ve kıyamet’ temasını öne çıkararak hâlihazırdaki çatışmaları kutsal bir çatışma halinde sunmaya çalışır. Bu durum, hadisleri ve diğer dinî metinleri günümüz olaylarına göre yorumlamaya iter. Ancak hadis tarihçiliği uyarır ki, geçmiş rivayetlerin bağlamından koparılarak bugüne uyarlanması çoğu kez hataya sebep olur.” - Prof. Dr. Özcan Güngör


Kaynak: Milliyet