Loading...

CIA, nükleer cihazı nasıl kaybetti? Çin’i izlemek için yapılan görev başarısız olunca...

CIA, nükleer cihazı nasıl kaybetti? Çin’i izlemek için yapılan görev başarısız olunca...

Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Günümüzde dünyanın en yüksek zirvesine de ev sahipliği yapan Himalayalar’da, kaya ve buzların altında Soğuk Savaş'ın en şoke edici detaylarından biri yatıyor ve oluşturduğu tehlike hâlihazırda devam ediyor. Bölgede yıllar önce ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın (CIA) yaptığı bir operasyon sırasında kaybolan taşınabilir nükleer ekipmanlara ne olduğu bilinmezliğini koruyor. Uzmanlara göre bölgedeki dağların tepesindeki buzullar, Ganj Nehri'ni ve çevresindeki yoğun nüfuslu nehir havzasını besliyor. Yerel yetkililer, kayıp cihazdan sızan plütonyumun bir buzulun içine karışarak su kaynaklarını kullanan bölgelerdeki insanları zehirlemesinden endişe ediyor. Peki CIA, bu kadar yüksek bir noktada nükleer ekipmanlar kullanarak neyi amaçladı? Nükleer ekipmanlar nasıl kayboldu ve günümüzde ne gibi risklere kapı aralıyor? 

Güneş enerjisi teknolojisi yaygınlaşmadan önce uzay çalışmalarında genellikle radyoaktif maddelerden gelen ısıyı elektriğe dönüştüren ve basitçe nükleer jeneratör olarak adlandırılabilecek cihazlar bulunuyordu. Bu cihazlar, insanlığın uzayı keşif için yaptığı çalışmalarda önemli rol oynadı. 45 yıldan fazla bir süre önce fırlatılan ve dünyadan milyarlarca kilometre ötede bulunan yıldızlararası sonda Voyager I, bu jeneratörler sayesinde Dünya ile iletişim kurmaya devam ediyor. Bu jeneratörler, 1950'lerde ilk nesil uydular için geliştirilmişti. Ancak 1960'ların ortalarına doğru yeni bir alana girdiler: Casusluk.

CIA, ÇİN BOMBAYI PATLATINCA HAREKETE GEÇTİ 

Takvimler 1964 yılının Ekim ayını gösterdiğinde Çin Halk Cumhuriyeti, yaptığı nükleer silah denemesiyle dünyanın sayılı güçlerinden biri oldu. Himalayaların çok ötesindeki Sincan bölgesinde yapılan nükleer silah denemesinde 22 kiloton başlığa sahip bir atom bombası test edildi. Ekim 1964'te Çin ilk atom bombasını patlattı. Himalayaların çok ötesindeki Sincan bölgesinde gerçekleşen bu patlama, 22 kilotonluk (Nagasaki bombasından daha büyük) bir patlamaydı. Sovyetler Birliği’nin ardından Çin’in de nükleer silah edinmesinin ABD için oldukça tehlikeli olduğunu düşünen Başkan Lyndon B. Johnson, Çin'in nükleer silah edinmesi konusunda oldukça kararlıydı. Ancak Çin'in nükleer gelişimini takip etmek özellikle zordu; çünkü ne Amerika Birleşik Devletleri'nin ne de Hindistan'ın ülke içinde yeterli insan istihbaratı yoktu. Tam da bu sebeple ABD’li üst düzey yetkililerin aklına duyanları şaşırtacak bir fikir geldi.

ABD Hava Kuvvetleri'nin kilit isimlerinden Tümgeneral Curtis E. LeMay’in katıldığı bir kokteyl partisinin misafirlerinden biri de Everest Dağı'na tırmanmış olan ünlü dağcı Barry Bishop’tu. Bishop, General LeMay'e Everest'in zirvesinden görünen manzaraları ve Himalayaların ötesinden Tibet'e ve Çin'in iç kesimlerine kadar yüzlerce kilometre öteyi görebilmenin verdiği mutluluğu anlattığı sırada LeMay’in aklında bazı planlar oluşmaya başlamıştı. Partiden kısa süre sonra ABD istihbaratı Barry Bishop ile temasa geçti. CIA’nın planı netti. Teşkilat için çalışan bir grup Amerikalı dağcı, Himalayalar'a fark edilmeden sızacak, gözetleme ekipmanlarıyla dolu birkaç sırt çantasını yamaçlardan yukarı taşıyacak ve Çin füze denemelerinden gelen radyo sinyallerini yakalamak için bir dağın tepesine gizli bir sensör yerleştirecekti. Bishop, bu tarz bir göreve liderlik etmesi için gerekli yeteneklere sahipti. Kendisi eski bir gaziydi ve mükemmel bir kamuflaj yeteneğine sahipti. Deneyimli bir dağcıydı; ayrıca National Geographic fotoğrafçısı olarak sık sık dünyanın ücra köşelerine kayboluyordu. 

1960'ların başlarında Amerikalı bilim insanları, balistik füzelerden gelen radyo sinyallerini nasıl yakalayacaklarını çözmüşlerdi. Bu yıllarda en büyük endişe Sovyetler Birliği olduğu için istihbarat servisleri Alaska'dan İran'a kadar telemetri istasyonlarıyla ülkeyi çevrelemişti. Taktik işe yaradığı için CIA, aynı yaklaşımı Çin için de kopyalamaya çalıştı. CIA, Himalayaların zirvesine insansız bir istasyon yerleştirerek Çin'in Sincan bölgesindeki yaklaşık bin kilometre uzaklıktaki Lop Nur test sahalarından fırlatılan yüksek irtifa füzelerinden gelen radyo sinyallerini yakalamayı umuyordu. Tüm operasyon, dağ tepesindeki ekipmanların çok uzun bir süre boyunca çalışır durumda kalmasına bağlıydı. İşte bu noktada, yüksek derecede radyoaktif plütonyumla çalışan taşınabilir jeneratör devreye girdi. Planın netleşmesinin ardından CIA, Bishop’a bulabileceği en iyi ve en güvenilir dağcıları işe alma görevini verdi.

HİNDİSTAN İLE İŞ BİRLİĞİ YAPILDI 

Bu yıllarda Çin’in nükleer silah sahibi olması, komşusu Hindistan için de oldukça endişe vericiydi. Çin ile yaşanan sınır çatışmaları iki ülke arasındaki ilişkileri gergin hâle getirmişti ve böylesi bir ortamda Çin’in nükleer silah sahibi olması Hindistan için birçok riski beraberinde getiriyordu. ABD istihbaratı bu konuda Hindistanlı yetkililere iş birliği teklif edince Hint yetkililer bunu kısa süre içinde kabul etti. CIA'nın ilk planı, telemetri istasyonunu dünyanın üçüncü en yüksek dağı olan Kanchenjunga'ya yerleştirmekti. Ancak Hintler, Kanchenjunga fikrini bölgenin “son derece hassas” bir askerî yerleşke olduğu gerekçesiyle reddetti. Tam da bu sırada Çin, ikinci bir atom bombası testini yaptı. Pekin tam gaz ilerliyordu. ABD’li yetkililere göre CIA, bir an önce yeni bir dağ bulup izleme istasyonunu kurmalıydı. 

Kısa süreli incelemenin ardından istasyonun kurulması için Nanda Devi Dağı seçildi. Oldukça tehlikeli olduğu için zirvesine çok az insanın ayak bastığı Nanda Devi, Hindistan sınırları içinde kalıyordu ve Çin sınırının hemen üzerinde yükseldiği için kurulacak istasyonun rahat çalışmasına olanak sağlıyordu. Hint yetkililerin endişelerine rağmen CIA, istasyon için burayı seçti. 

Operasyona katılacak personelin eğitilmesinin ardından 1965 yılının Eylül ortalarında Amerikalı dağcılar gizli şekilde Hindistan’a gitti. Hint ve Amerikalı dağcılar daha sonra helikopterlerle Nanda Devi Dağı’na götürüldü ve yaklaşık 5 kilometre yükseklikte ilk kamp kuruldu. Eylül ayı bölge için oldukça tehlikeli bir zamandı. Dağcıların fırtınalar başta olmak üzere çok sayıda olayla başa çıkması gerekiyordu. Ekip üyelerinin birçoğu ise yanlarında bir nükleer jeneratör olduğunu bilmiyordu.

FIRTINA SEBEBİYLE GÖREV BAŞARISIZ OLDU 

Ekip, 16 Ekim'de zirveye doğru ilerlemek için harekete geçti ancak kısa süre içinde başlayan şiddetli kar fırtınası sebebiyle tüm planlar saptı. Görüş mesafesi sıfıra kadar düşmüştü ve personelin hayatı tehlike altındaydı. Şartların ağırlaşmasıyla birlikte ana kampta bulunan görevliler dağcılardan geri dönmesini istedi. Nükleer ekipmanları bulundukları yerdeki bir buz mağarasına sabitleyen dağcılar, ana kampa nükleer jeneratör olmadan geri döndü. Birkaç gün sonra tırmanış sezonu sona erdi. Nükleer ekipmanların tahliye edilmesine yönelik görev, havanın sakinleşmeden yapılamazdı; bu da tahliye seferinin aylar sonra, baharda gerçekleşeceği anlamına geliyordu. 

CIA ekibi, cihazı almak için bir sonraki tırmanış sezonu olan Mayıs 1966'ya kadar bekledi. 1966 yılında tahliye görevi için nükleer jeneratörü almaya giden ekip üyeleri, gördükleri manzara karşısında şok oldu. Jeneratör, bırakıldığı yerde değildi. Ekipmanların bağlandığı buz ve kaya çıkıntısı çığ sebebiyle yerinden ayrılmış, terk edilen ekipmanlardan geriye sadece birkaç tel parçası kalmıştı. Kaybolan nükleer ekipman, 1967'de ve 1968'de gerçekleştirilen arama görevlerinde de bulunamadı. 

İlk düzenlenen seferde nükleer jeneratör kaybolmuş olsa da CIA, Çin’in nükleer faaliyetlerini tespit etmek için istasyon kurmaktan vazgeçmedi. 1967 baharında Nanda Devi yakınlarındaki daha alçak bir zirvedeki düz bir buz tabakasına radyoaktif yakıtla çalışan yeni bir gözetleme ekipmanı yerleştirildi. Ancak bölgedeki hava şartları takip cihazlarının çalışmasını sorunlu hâle getiriyordu ve nükleer jeneratörler kurulduğu bölgedeki buz tabakasını eritmeye başlamıştı. Yeni kurulan istasyon 1978’de kapatıldı. 1970’li yıllarda casus uyduların devreye girmesiyle birlikte dağ zirvelerine kurulacak istasyonlara gerek kalmamıştı. CIA, uydular sayesinde dünya üzerinde istediği yeri gözetleme yeteneğine kavuşmuştu. 

Hindistan ve ABD arasındaki ilişkilerde Nanda Devi Dağı’nda kaybolan nükleer jeneratör birçok defa gündeme gelmiş olsa da kayıp cihazlar günümüzde hâlâ bulunamadı. ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA bugüne kadar kamuoyuna yönelik sessizliğini koruyor. Ancak başarısız görev, arşiv belgeleri ortaya çıktıkça gündemde kendine yeniden yer bulabiliyor. Uzmanlara göre kayıp nükleer cihazın oluşturduğu riskler ise hâlâ sürüyor. Kayıp nükleer cihazın dünyanın en büyük nehirlerinden biri olan Ganj Nehri’ni zehirlemesi hâlinde milyonlarca kişinin hayatının tehlikeye girebileceği ifade ediliyor.

 


Kaynak: Milliyet