Loading...

Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu! ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’

Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu! ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - 27 yaşındaki Huriye Ünver, Ankara’da ailesiyle birlikte yaşıyor ve Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’nde 4. sınıf öğrencisi. İlk lisansını Uluslararası İlişkiler alanında tamamlamış, hatta bu alanda yüksek lisansa başlamıştı. Fakat teorik bilgiyle dolu bir kariyer çizgisi ona yetmedi. "Daha üretken, daha somut bir alanda olmak istiyordum" diyerek yeniden üniversite sınavına girdi ve yönünü sanata çevirdi. Restorasyon eğitimi, ona sabrı ve detaycılığı öğretti. Bu disiplin, ileride girişimcilik sürecinde en büyük dayanağı olacaktı. Eğitimde kullandıkları özel dolgu malzemesi, fırın gerektirmeyen, kimyasal reaksiyonla sertleşen ve taş benzeri bir yapıya ulaşan restorasyon hamuru onun için sadece bir onarım aracı değildi. Evde denemeler yaparken bu malzemeyle farklı tasarımlar üretilebileceğini fark etti.

‘NE GİRİŞİMCİLİK PLANIM NE DE SERMAYEM VARDI’

"Restorasyon eğitiminde kullandığımız malzeme, klasik anlamda bir kil ya da seramik çamuru değil" diyen Huriye, “Özellikle yurt dışında, antika ve tarihi objelerin onarımında tercih ediliyor. Bu malzeme, seramikten farklı olarak fırın gerektirmez ve kimyasal reaksiyonla sertleşir. Kuruduktan sonra oldukça dayanıklı bir yapıya ulaşır. Aynı zamanda ince detay çalışmaya çok uygundur. Zımparalanabilir, şekillendirilebilir ve boyanabilir. Kilden en temel farkı ise üretim amacı. Kil bir form üretmek için kullanılır ve pişirilerek kalıcı hale gelir. Bu restorasyon malzemesi ise, yeni bir eser üretmekten ziyade, var olanı ayağa kaldırmaya hizmet eder. Ben de bu hamuru yurt dışında restorasyonla uğraşan birisinde görüp almıştım. Evde kendi kendime bir şeyleri onarırken farklı bir alanda da kullanabileceğimi keşfettim” bilgisini paylaştı.

Kitap ayracı fikri bir ilham anıyla doğdu. Sıradan bir ayraç yerine, kitabın arasından sarkan minik bir vazo ve içinde çiçek olan küçük bir obje tasarladı. İlk paylaşımı tamamen spontane yaptı. O an tek amacı beğeni almaktı. Ancak bir arkadaşının "Bunlar çok satılır" cümlesi, sürecin yönünü değiştirdi. "Bir gün Pinterest’te gezerken benzer bir tasarıma rastladım" diyen Huriye, “Form hoşuma gitti ama kendi yorumumu katmak istedim. 'Bunu daha hikayeli bir hale getirebilir miyim?' diye düşündüm. Aklımda kitabın üstünde minik bir vazo ve içinde çiçek olan bir tasarım canlandı. Kitabın arasından sadece bir ayraç değil, küçük bir obje görünmesini istedim. Böylece kitapla birlikte yaşayan, ona eşlik eden bir tasarım ortaya çıktı. Zamanla bu fikri geliştirdim. Farklı figürler, kitaptan sarkan detaylar, hatta kitabın içine doğru kıvrılan formlar tasarladım” ifadelerine yer verdi ve ekledi:

“İlk paylaşımı yaptığımda açıkçası bir girişimcilik planım yoktu. Henüz bir sitem, markam ya da sermayem bile yoktu. Sadece yaptığım tasarımı paylaşmak ve insanların beğenisini görmek istemiştim. O dönem tamamen spontane bir paylaşımdı. Ancak yakın bir arkadaşımın 'Bunlar gerçekten çok güzel, çok satılır' demesiyle bakış açım değişti. O cümle benim için bir dönüm noktası oldu. O güne kadar sadece estetik bir üretim olarak gördüğüm tasarım, bir anda potansiyel bir işe dönüştü. Aslında girişim hikâyem tam olarak o cesaret cümlesiyle başladı diyebilirim.”

‘SADECE 1 GECEDE 70 BİN TL’LİK SİPARİŞ ALDIM’

Sipariş mesajları gelmeye başladığında ilk tepkisinin büyük bir şaşkınlık ve heyecan olduğunu dile getiren Huriye, “Açıkçası o ana kadar bunun gerçekten bir satışa dönüşeceğini düşünmemiştim. ‘Gerçekten yapabilir miyim? Yetiştirebilir miyim?’ diye kendi kendime sordum. Çünkü artık mesele sadece bir tasarım paylaşmak değildi; birine söz vermek, bir beklentiyi karşılamak vardı. O an hem çok mutlu oldum hem de ciddi bir sorumluluk hissettim. Sanırım kendimi ilk kez gerçekten bir girişimci gibi hissettiğim an buydu” bilgisini paylaştı.

"Bir gecede 70 bin TL’lik sipariş almak benim için kesinlikle heyecandan çok panikti" şeklinde konuşan Huriye, “Siteyi açtıktan kısa bir süre sonra siparişlerin art arda gelmeye başladığını gördüm. Dakikada bir sipariş düşüyordu. O an sadece ekrana bakıp ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ dediğimi hatırlıyorum. İlk yaptığım şey annemi aramak oldu. Kendisi o sırada şehir dışındaydı. ‘Anne, hemen gelmeniz gerekiyor. Hamur almamız lazım, yetişmemiz gereken siparişler var’ dedim. Çünkü bu artık tek başıma altından kalkabileceğim bir şey değildi. O süreçte annem ve teyzelerimle birlikte üretim ve paketleme yaptık. Gerçekten bir aile emeğine dönüştü. Tabii ki bir günde bitmedi; yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bir tempoda çalışarak tüm siparişleri tamamlayabildik. Bir gün sadece öğrenciyken, ertesi gün teslim edilmesi gereken onlarca siparişin sorumluluğuyla uyanmak büyük bir yükseklik korkusu gibiydi’ diyen Huriye, “Hata yapar mıyım? korkusu ile 'Bunu ben başardım' gururu arasında gidip geldim. Kazandığım o 70 bin TL, sadece bir kazanç değil, hayallerime yatırılan bir güvendi. İlk işim, bu 'kazara' başlayan girişimi profesyonelleştirmek oldu. Daha kaliteli ham maddeler, paketleme malzemeleri ve işimi geliştirecek teknik ekipmanlara yatırım yaptım. Yani aslında kazandığım her kuruşu, markanın geleceğine geri verdim” ifadelerine yer verdi.

‘EVİMİN BİR ODASINI TAMAMEN ATÖLYEYE ÇEVİRDİM’

"Başlangıçta böyle bir üretim altyapım yoktu" diyen Huriye, “Siparişler bir gecede yoğunlaşınca süreci sonradan kurmak zorunda kaldım. Malzeme tedarikinden üretim planlamasına, paketlemeden kargo organizasyonuna kadar her şeyi çok kısa sürede sistemleştirdim. O dönem biraz yaparak öğrenme süreciydi diyebilirim. Talep beni büyümeye zorladı. Aslında hazır bir altyapım yoktu ama o yoğunluk, profesyonel bir düzen kurmam için en büyük itici güç oldu” dedi ve ekledi:

"Evimin bir odasını tamamen atölyeye çevirdim. Üretim kapasitem talebe göre değişiyor; siparişlerin yoğunlaştığı dönemlerde günde 150-200 adet ayraç hazırlayabiliyorum. İlginin daha dengeli olduğu normal dönemlerde ise bu sayı günde 50 ile 100 adet arasında değişiyor. Tamamen el işçiliği olduğu için bu rakamlar oldukça yoğun bir mesai gerektiriyor. Fotoğraflarda gördüğünüz üzere, tasarımların büyük bir kısmı el yapımı figürlerden oluşuyor. Diğerleri ise 'charm' olarak adlandırdığımız detayları kendi el emeğimle ataş kısımlarına sabitleyerek oluşturduğum ürünler. Bu hacme ulaşmak için oldukça yoğun bir mesai harcıyorum."


‘DIŞARIDAN 1 GECEDE BAŞARI GİBİ GÖRÜNSE DE ARKASINDA YILLARIN EĞİTİMİ VAR’

"Hikayemi duyanların en büyük şaşkınlığı, işin gerçekten hiçbir plan veya sermaye olmadan, sadece bir tasarım paylaşımıyla başlamış olması" diyen Huriye, “Genellikle ‘Nasıl yani, sadece bir paylaşımla mı?’ gibi tepkiler alıyorum. Bu plansız ve doğal büyüme süreci, insanlara genellikle cesaret veriyor ve kendi fikirlerini denemeleri için ilham oluyor. Dışarıdan ‘bir gecede başarı’ gibi görünebilir ama arkasında hem yılların eğitimi hem de güçlü bir inanç vardı. Restorasyon eğitimi bana sabrı, titizliği ve vazgeçmemeyi öğretti. O disiplin olmasaydı bu süreci yönetmem mümkün olmazdı. Bir de işin görünmeyen tarafında çokça dua vardı. Elimden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmayı öğrendim. O gece panik yerine sabırla çalışabildiysem, bu hem eğitimimin hem de inancımın verdiği dayanıklılık sayesindeydi. Aslında o gece bir anda gelen başarı değil; yılların emeğinin, sabrının ve inancının görünür hale gelmesiydi” şeklinde konuştu.

En çok hangi tasarımının ilgi gördüğünü sorduğumuz Huriye, “Özellikle zümrüt yeşili vazo içinde kırmızı çiçek olan tasarım çok sevildi. Bence bunun sebebi, insanların dijital dünyadan yorulmuş olması. Artık daha masalsı, somut ve estetik nesnelere özlem duyuyoruz. Kitabın arasından sarkan minik bir çiçek, sadece nerede kalındığını hatırlatan bir ayraç değil; aynı zamanda küçük bir 'an' ve estetik bir deneyim sunuyor. İnsanlar aslında nesnelerle değil, o nesnelerin hissettirdiği hikâyelerle bağ kuruyor. Sanırım bu tasarımın gördüğü ilginin temelinde de bu duygu var” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Gençlere, başlamak için mükemmel zamanı ya da kusursuz şartları beklemeyin demek istiyorum. Benim büyük bir sermayem, hazır bir ekibim ya da detaylı bir iş planım yoktu. Sadece üretmeye başladım ve cesaret edip paylaştım. Bazen ilk adım, sandığımız kadar büyük olmak zorunda değil. Korku sürecin doğal bir parçası. ‘Ya olmazsa?’ düşüncesi hep var. Ama çoğu zaman bizi büyüten şey, o korkuya rağmen attığımız adımdır. Hata yapmak da bu yolun bir parçası. Ben de süreç içinde çok şey öğrenerek ilerledim. Bir diğer önemli konu sabır. Sosyal medyada her şey çok hızlı görünse de arkasında ciddi bir emek, disiplin ve süreklilik var. Eğitimim bana detaycılığı ve vazgeçmemeyi öğretti; inancım ise zor anlarda sakin kalmayı. Elinden geleni yaptıktan sonra sürece güvenmek çok kıymetli. Kısacası, üretmekten vazgeçmeyin. Bazen küçücük bir fikir, doğru zamanda cesaretle birleştiğinde insanın hayatını değiştirebiliyor.”


Kaynak: Milliyet