21'inde kollarını kaybetti, 5 madalyası var! ‘Neden ben?’ sorusunun yerini ‘Neden olmasın?’ aldı
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr - Sevim Nur Türkmen, 2000 yılında Kayseri’de doğdu. Annesinin ev hanımı, babasının belediyeden emekli olduğunu söyleyen Sevim, erkek kardeşinin 2005 yılında doğum sırasında doktor hatası nedeniyle Serebral Palsi (SP) hastalığıyla dünyaya geldiğini dile getiriyor. Haliyle anne ve baba, zaman ve enerjisinin büyük kısmının bebeğe yönlendiriyordu. Sevim, ihmal edilmedi lakin evin ilgi odağı hep kardeşi oldu. Ancak o özellikle ilk çocuk için zor ve karmaşık duygulara yol açan bu durumun üstesinden gelmeyi bildi. Sevim’in bilgisayarlarla arası hep iyiydi. Lisede web tasarım eğitimi aldıktan sonra üniversitede bilişim sistemleri bölümünden mezun oldu ve hemen iş hayatına atıldı. Bu süreç, pek çok kişi için hem heyecanlı hem de zorlayıcıyken, Sevim’in hayatında hem fiziksel hem de derin izler bırakan bir deneyime dönüştü. Sevim, o günleri şöyle anlatıyor:

“Hayatım hastalık yüzünden değil, birinin hayatıma kast etmesi sonucu tamamen değişti. İki kolumu 21 yaşındayken, çalıştığım iş yerinde başka bir çalışan tarafından makinanın kasıtlı olarak açılmasıyla kaybettim. Ardından uzun bir hastane süreci başladı. Ameliyatlar, rehabilitasyon ve alışmam gereken başka bir beden. O dönem hem fiziksel hem de psikolojik olarak zor zamanlar yaşadım. Ancak zamanla şunu fark ettim: İnsan bir uzvunu kaybedebilir ama iradesini kaybetmediği sürece hayata tutunabilir.”
HAYATTA ‘KÜÇÜK’ GÖRÜNEN ŞEYLER BİR ANDA ‘KOCAMAN’ OLDU
“Sonrasında protezle tanıştım ve düşe kalka öğrendim” diyen Sevim, “Ancak sadece protezlerle değil, ayağımı da kullanarak neler yapabileceğimi tek tek keşfetmeye başladım. Günlük hayatta ‘küçük’ görünen şeyler benim için ‘kocaman’ oldu. Zorlandığım günler oldu ve hâlâ olmaya devam ediyor. Ama yaşadıklarımın beni tanımlamasına izin vermedim. Hayatın bittiğini sandığım yerden aslında başka bir yol başladığını gördüm. İki kolum olmadan yapabileceğim şeyler sınırlı ama ben her seferinde ‘hayatımı nasıl kolaylaştırabilirim’ diyerek araştırıyor ve her gün kendime yeni şeyler katıyorum” dedi.

'NEDEN BEN' SORUSUNUN YERİNİ 'NEDEN OLMASIN' ALDI'
Bardak taşımak, kapı açmak, bilgisayar ve telefon kullanmak gibi dışardan zor görünen pek çok şeyin artık kendisi için normal durumlar olduğunu söyleyen Sevim, “Çünkü tekrar ettikçe ve vazgeçmedikçe zor olan şeyler sıradanlaşıyor. Vazgeçmediğim her anla gurur duyuyorum. Ama özellikle ‘yapamazsın’ denilen bir şeyi başardığımda içimde ayrı bir güç hissediyorum. Aslında kendimle barışmam bir anda olmadı. Önce ‘Neden ben?’ diye sordum. Sonra bir gün o sorunun yerini ‘Neden olmasın?’ aldı. İnsanların beni nasıl konumlandırdığına, o yoğun ve bazen sorgulayan bakışlara çok takıldım. Ama zamanla şunu fark ettim: O bakışlar aslında benimle değil, onların bakış açısıyla ilgiliydi. Bunu anladığım anda kabullenme sürecim başladı. Ve en sonunda şunu gördüm: İnsan kendisiyle barıştığında gerçekten özgürleşiyor” diyerek kendini kabul ettikçe hafiflediğini, hafifledikçe de güçlendiğini anlattı.
“Güç bazen zorlama değil, kendine uygun yolu bulmaktır. Basit görünen şeyler bazen en büyük mücadele oluyor. Televizyon açmak çoğu kişi için çok basit bir eylemken, benim için mini bir operasyon gerektiriyor. Sıradan bir hareket olan bir bardak su taşımak ise benim için alışmak; denemek, bu süreçte düşmek ve yeniden denemek demek.”
BEŞ MADALYASI VAR
Şu anda bir kamu kurumunda çalışan ve aynı zamanda tekvando sporu yapan genç kız, “2022 yılında başladığım tekvandoyu başta sadece spor olsun diye yapıyordum ama zamanla özgüvenimi inanılmaz artırdığını fark ettim. Tekvando bana disiplin, denge ve cesaret kazandırdı. Bedensel sınırların zihinsel sınırlar olmadığını orada öğrendim. Beş madalya kazandım ve bu kolay olmadı. Zorlu diyet süreci, yoğun antrenmanlar ve mental savaşlar yaşadım ama vazgeçmedim. Çünkü inandığım bir şey var: Ne yaşarsan yaşa, yol her zaman bulunur. Madalyalar sadece birincilik değil, kendime verdiğim sözün sonuçları. İnsanlar, ‘Spor yapamazsın, çalışamazsın, üretemezsin, sosyal olamazsın’ deyip sınır çizerler ama o sınırın nerede olduğunu en iyi bilen kişi insanın kendisidir” diye konuştu.

‘TOPLUMUN EN BÜYÜK EKSİĞİ NORMALLEŞTİREMEYİŞİ’
Zor zamanlarda; inancı, ailesi ve kendi iç sesi sayesinde ayakta durduğunu söyleyen Sevim, sözlerini şöyle noktalandırdı:
“Hep kendime şunu söyledim: ‘Bu da geçecek ama ben mücadele etmeye devam edeceğim.’ Kendime acımak yerine olumsuz görünen durumların olumlu yönlerini görmeye çalışıyorum. Bu süreçte toplumun bakışı beni en çok ilk zamanlarda yordu. Çünkü insanlar bakarken beni değil, eksik gördükleri şeyi görüyorlardı. Kimisi fazla merhamet gösterdi, kimisi aşırı hayranlık duydu ancak çok azı gerçekten ‘insan’ olarak baktı. Zamanla şunu fark ettim: Asıl eksik olan benim kollarım değil, bakış açıları… Toplumun en büyük eksiği bence normalleştiremeyişi. Engelliliği, ya dramatikleştiriyor ya da romantikleştiriyor. Halbuki yapılması gereken şey çok basit: Eşit görmek. Kimse size sınır koymasın. Zor olacak ama imkânsız değil. Kendinizi keşfedin. Küçük adımlarla başlayın ve unutmayın, hayatta her zaman bir çıkış yolu vardır. Yeter ki biz gerçekten kendimize inanıp vazgeçmeyelim.”
Kaynak: Milliyet