25 Temmuz 2026, 04:56:59
Dolar 47,3419
Euro 53,8726
Altın 6.172,69
BİST 13.943,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 33°C
Açık
Denizli
33°C
Açık
Cts 29°C
Paz 31°C
Pts 36°C
Sal 38°C

Ali Öz, 10 yılda 50 bin kareyle Tarlabaşı’nı belgeledi: Yaşama dokunuş

Belgesel fotoğraf sanatçısı Ali Öz’ün yaklaşık 10 yıl boyunca Tarlabaşı’nda çektiği 50 bin fotoğraftan oluşan “Tarlabaşı-Kayıp Şehir” yeniden yayımlandı. Öz, çalışmasının amacını “Tarihe dipnot düşmek ve kentin hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak” sözleriyle anlattı.

Ali Öz, 10 yılda 50 bin kareyle Tarlabaşı’nı belgeledi: Yaşama dokunuş
REKLAM ALANI
25.07.2026 04:27

İlk baskısı bir yılda tükenen ve İskenderiye Kütüphanesi’nin koleksiyonuna giren “Tarlabaşı-Kayıp Şehir”, belgesel fotoğraf sanatçısı Ali Öz’ün bir çalışması. Öz’ün, yaklaşık on yıl boyunca Tarlabaşı’nın sokaklarında yaşayarak tamamladığı çalışma, yalnızca bir fotoğraf albümü değil; İstanbul’un yakın tarihine bırakılmış görsel bir hafıza niteliği de taşıyor.

Sanatçı bu süreçte yaklaşık 50 bin fotoğraf çekerek bir semtin yok oluşunu ve orada yaşayan insanların yaşamlarını belgeledi. Ali Öz, kitabın ortaya çıkış nedenini şu sözlerle anlatıyor: “Amacım hiçbir zaman rant sağlamak olmadı. Tek isteğim burada yaşanan hayatı gelecek kuşaklara belge olarak bırakmak; tarihe bir dipnot düşmekti.”

ARA REKLAM ALANI

‘TARİHE DİPNOT DÜŞMEK’

Kitabın, artık büyük ölçüde kaybolmuş bir mahallenin, orada yaşamış binlerce insanın, umutlarının, acılarının ve gündelik hayatlarının tanıklığı olduğunun altını çizen Öz, “Yaklaşık on yıl boyunca Tarlabaşı’nın sokaklarında dolaştım. Sabahın ilk ışığında da oradaydım, gecenin en karanlık saatlerinde de… Bazen bir düğüne tanıklık ettim, bazen bir cenazeye. Bazen çocukların oyunlarına, bazen de yıkılan evlerin sessizliğine…” diyor.

Bu süreçte yaklaşık 50 bin fotoğraf çeken Öz, her karede tek bir amacının olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Tarihe dipnot düşmek. Çünkü biliyordum ki bir gün bu sokakların büyük bölümü artık olmayacaktı. İlk baskıyı yayımladığımızda doğrusu bu kadar büyük ilgi göreceğini tahmin etmiyordum. Kitap kısa sürede tükendi. Yıllar boyunca yüzlerce insan bana aynı soruyu sordu: ‘Bu kitabı yeniden ne zaman basacaksınız?’ Ne yazık ki uzun yıllar buna ‘Şimdilik mümkün değil’ demek zorunda kaldım. Bugün ise büyük bir mutlulukla bu soruya cevap verebiliyorum. Evet… Tarlabaşı yeniden aramızda. Bu yeniden doğuş, sadece benim çabamla gerçekleşmedi. Burada özellikle teşekkür etmek istediğim bir kurum var. MAST Enerji Teknoloji AŞ. Bir şirketin yalnızca üretime değil, kültüre ve toplumsal hafızaya da yatırım yapmasının ne kadar kıymetli olduğunu bu projede bir kez daha gördük” diyor.

Kitaplardan elde edilecek gelirin yeni belgesel projeleri için kullanacağını söyleyen Öz, “Çünkü inanıyorum ki belgesel fotoğraf yalnızca geçmişi anlatmaz. Toplumun vicdanını da diri tutar. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Kentler yalnızca binalardan oluşmaz. Kentleri insanlar yaşatır. İnsanlar unutulduğunda, şehirler de hafızalarını kaybeder. ‘Tarlabaşı-Kayıp Şehir’, işte bu hafızayı korumak için hazırlanmış bir kitaptır” diyor.

Hiçbir zaman fotoğrafın peşinden değil aslında insanın peşinden koştuğunu vurgulayan Öz, bunu şöyle açıklıyor: “Çünkü insanın olduğu yerde sevinç de vardı, acı da, adaletsizlik de, umut da… Kırk beş yıl boyunca objektifimi hep insana çevirdim. Fotoğraf benim için estetikten önce vicdandı; haberden önce tanıklıktı. Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük mutluluğum, çektiğim fotoğrafların bir dönemin hafızasına dönüşmüş olmasıdır” diyor.

‘İNSAN ONURU…’

Fotoğraf sanatçısı “neden fotoğraf çektim?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor: “Kırk beş yıl önce elime aldığım fotoğraf makinesi benim için hiçbir zaman yalnızca bir araç olmadı. O, insanların hikâyelerine açılan bir kapıydı. Hayatım boyunca kolay olanı seçmedim. Savaşların gölgesinde kaldım. Darbeleri, grevleri, yoksulluğu, göçleri, depremleri, sokakları, direnişleri ve unutulmaya bırakılan hayatları fotoğrafladım. Çünkü ben, tarihin yalnızca kazananlar tarafından yazılmasına hiçbir zaman inanmadım. Fotoğraf makinemi hep sesi duyulmayan insanlara çevirdim. Bir çocuğun bakışına… Bir işçinin nasırlı ellerine… Bir annenin sessiz bekleyişine… Bir mültecinin yorgun yüzüne…Yıkılmak üzere olan bir mahallenin son ışıklarına… Benim için fotoğraf, güzel görüntüler üretme sanatı olmadı. Fotoğraf, insanın onurunu koruma çabasıydı” diyor.

Bugün yeniden yayımlanan “Tarlabaşı-Kayıp Şehir”inde bu anlayışın ürünü olduğunun altını çizen Öz, “Eğer bugün geriye dönüp baktığımda huzurluysam, bunun nedeni çok ödül almak değil; çektiğim fotoğrafların yıllar sonra bile insanlara dokunabiliyor olmasıdır. Fotoğrafın gerçek değeri de sanırım burada saklıdır” diyor.

Kaynak: Cumhuriyet

REKLAM ALANI
ETİKETLER: , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.