Dâhiler de şefkat ister
Murat Menteş imzalı “Tanpınar’a Huzur Yok” okurla buluştu. Yaşadığı dönemde yazdıklarının görülmemesi nedeniyle ‘sükût suikastına’ uğramaktan ve anlaşılamamaktan dert yanan Ahmet Hamdi Tanpınar; bu romanda bir suikast şüphelisi olarak karşımızda. Zengin, gizemli ve entelektüel bir koleksiyoner olan Bahtiyar Kont, tam bir Tanpınar hayranı. En büyük hayali, tüm eserlerini cümle cümle ezber ettiği bu büyük yazar ile tanışmak. Sonunda amacına ulaşıyor. Tanpınar ve Kont arasında başlayan tanışıklık sıkı bir dostluğa dönüşüyor. Her hafta Kont’un Arnavutköy’deki yalısında buluşuyorlar. Tanpınar son gittiği randevuda Bahtiyar Kont’un cesedi ile karşılaşıyor. Artık bir cinayet şüphelisi. Hem kendini aklamak hem de dostunun katilini bulmak için bir dedektif gibi iz sürüyor. Murat Menteş, “Tanpınar’a Huzur Yok”ta okurunu büyük yazarın edebi ve psikoloji evreninde dolaştırıyor.
■ Yaşadığı dönemde ‘Parasız, kırtıpil, evhamlı…’ gibi sıfatlarla hafife alınan Tanpınar’ı cazibeli, bonkör, şık, cesur, vakur ve güçlü biri olarak resmediyorsunuz. Tanpınar’a yönelik olumsuz nitelemelere bir yanıt mı bu roman?
Evet. Tanpınar bugün ilgi ve saygı gören, eserleri çokça okunan ‘kanonik romanların müellifi’ konumunda. Fakat hâlâ ondan bahisle ‘Parasız, kadınsız, kırtıpil…’ gibi kelimeler kullanılıyor. Ben bu menfi nitelemelere cevap vermiş oldum. Fakat romanı okuyan hiç kimse “Buradaki Tanpınar portresi sorunlu” demedi. Uzmanlar da dahil birçok okur “Doğru, Tanpınar aslında böyle biri” minvalinde konuşuyor.
■ Romanın başında fakültede ders veren Tanpınar, ilerleyen bölümlerde yavaş yavaş dönüşüyor ve sonunda makineli tüfekle ateş ediyor. Buna rağmen inandırıcı bulunmasını neye bağlamalı?
Tanpınar’ın entelektüel ve psikolojik profilini korumayı gözettim. Roman, bir reaksiyon repertuvarıdır. Olaylar değişince, karakterin reaksiyonları da ona göre biçimlenir. Tanpınar’ın, Büyükada’da yaşayan Troçki’yle görüşmediği için pişmanlık duyması, ezan okununca içinin titremesi veya yetim çocuğa oyuncak tren hediye etmesi gibi… Casusların hücumlarına direnmesi de hikâyenin bir parçası işte.
■ Gerçek Tanpınar sizin yazdığınız mı?
Profesör, emekli milletvekili bir adam, bildiğimiz mânâda ‘parasız’ olamaz. Dilediği sayıda Fransızca roman, klasik müzik plağı alamamaktan şikâyetçi. Normaldir. Fotoğraflarına bakın: Gayet şık. Kravatsız fotoğrafı yok neredeyse. Gümüşay Apartmanı’nda oturuyor. Gidip görebilirsiniz, hâlâ güzel bir bina. Yani gözümüze mi inanalım, 85 sene önce yarı şaka söylenmiş tatsız lakırdılara mı? Ayrıca üstat, eserlerinden anlıyoruz ki hem nazik hem gururlu biri. Hayranlık uyandırıcı derecede dikkatli, nazik ve özenli.
■ Tanpınar’ın en büyük özelliği ne sizce?
Serinkanlılık. Duygulara kapılmayan, aşırılıktan uzak ve engin gönüllü bir İstanbul beyefendisi. Klasik edebiyatı, mimariyi, musikiyi sahipleniyor. Eski eserlerde canlılık, tazelik buluyor. Cumhuriyet’in kazanımlarının kökleşmesinden yana. İdeolojik gözlükle bakmıyor hayata. Sanatı, bilimi, geleneği doğru konumlamayı gözetiyor. Tanpınar tam da bu nedenlerle bugün bizleri cezbediyor. Onun gibi serinkanlı olma gereksinimi duyuyoruz.

‘Tanpınar’ı Kıvanç Tatlıtuğ oynasın’
■ Romanı Tanpınar okusaydı, sizce ne düşünürdü?
Yazarken bu soru hiç aklımdan çıkmadı. Üstadın ruhunu incitmekten sakındım. Okurlar da romanda Tanpınar’a saygıyla yaklaşıldığını söylüyorlar. “Tanpınar sağ olsa, okusaydı keşke, çok severdi” minvalindeki yorumlara çok sevindim.
■ Tanpınar’a “Bir milletin yükselişi romanlarla mümkündür” dedirtiyorsunuz. Katılır mısınız?
Roman, bir milletin gündelik yaşayışını, ruh hâllerini, potansiyellerini, niyetlerini, hedeflerini… Kayda değer, anlaşılmaya değer kılar. Roman, yaşayan öznelerin yurdudur. Bir toplumu, istatistik verisi olmaktan kurtarır. Romansız modernleşemeyiz. Günümüz medeniyeti, romanlar üzerine kurulu. Dikkat edin, Uganda romanı, Sudan romanı yok. Fransız, İngiliz, Alman romanı var. Güney Kore’nin yükselişi, edebiyatının ve sinemasının yükselişiyle koşut gerçekleşti.
■ Bir TV programında, roman filme çekilirse, Tanpınar’ı Kıvanç Tatlıtuğ’un canlandırabileceğini söylediniz. Var mı böyle bir ihtimal?
Var sanki. Kıvanç Bey “Kelebeğin Rüyası”nda bir şairi, Muzaffer Tayyip Uslu’yu oynamıştı. Saç şekli ve yüzünün dış hatları da Tanpınar’ı andırıyor. Onu, Tanpınar rolünde izlemek harika olur.
Kaynak: Milliyet