Loading...

Başımızın tacı gelin

Başımızın tacı gelin

Müjde Işıl - İstanbulSavaşmaya aç canavarlar, insan kılığında dünyamızın köküne kibrit suyu dökerken kurmaca canavarlar ne kadar korkutucu olabilir ki? Mary Shelley’nin “Frankenstein”ının ürpertici etkisi, romanın yazıldığı ve ilk filme çekildiği dönemden çok uzakta artık ama ilginçtir, son dönemde Frankenstein yeniden popüler oldu. Guillermo del Toro canavarın hikâyesini baba-oğul ekseninde ele alırken Maggie Gyllenhaal ise hikâyenin görünmeyen kahramanına odaklandı, yani Gelin’e.

“The Bride/Gelin!”, 1935 yapımı “Bride of Frankenstein”dan ilham alıyor ama tersine bir ilham. Maggie Gyllenhaal bir röportajında “Filmde Gelin’in sadece birkaç dakika göründüğünü ve tek kelime etmediğini gördüm. Bu da onun neler düşündüğü üzerine beni meraklandırdı” diyor. Dolayısıyla “Gelin!”de, Frankenstein’ın neredeyse yan karaktere dönüştüğü, Me Too’ya selam eden bir feminist manifestoya imza atıyor.

İddialı bir yapım

“Gelin!” içinde farklı türleri harmanlayan iddialı bir yapım. ‘30’ların New York’unda yaşanan bu aşk hikâyesi hem Bonnie ve Clyde’vari bir suç yolculuğuna hem o dönemin müzikallerine ve sinemasına hayranlığını ifade eden bir aşk mektubuna hem de punk-rock merkezli bir isyana dönüşüyor. Frankenstein’ın varlığı, Gelin’in diriltilmesiyle anlam kazanıyor. Mary Shelley’nin Gelin’in ruhunda ve kelimelerinde yaşaması, iyi düşünülmüş bir ayrıntı. Müzikal seven ve müzikallerde rol aldığını düşleyen bir Frankenstein da perdede harika duruyor. Estetik açıdan da özenilmiş bir film izliyoruz, partideki dans sahnesi gibi…

Farklı türleri harmanlanması konuların kolaj yapılmış gibi birbirinden ayrılmasına ve geçişlerde bazılarının kısa bazılarının gereğinden uzun olmasına neden olmuş. Bu durum en çok da sonlara doğru, kaçış sahnelerinde hissediliyor. Film bu tekrar eden sahnelerle bir türlü final yapamıyor. Bir de kadın devrimi teması geri planda kalıyor. Gelin gibi bir karakterden bir nevi Joker çıkabilirmiş ama aşk merkezinde ilerlemek tercih edilmiş.

“Hamnet”te ruhumuzu söküp alan Jessie Buckley, Gyllenhaal’un ilk yönetmenliği olan “The Lost Daughter/Karanlık Kız”da rol almış ve İlk Oscar adaylığını elde etmişti beş sene önce. İlk Oscar ödülünün arifesinde, “Gelin!”de yeteneğinin sınırlarının olmadığını gösterircesine hem Gelin’e hem Mary Shelley’ye hayat veriyor. Frankenstein’ı, eski Batman Christian Bale canlandırıyor; hiç abartmadan, Boris Karloff’u andırırcasına ama kendi ruhunu da katarak… “Gelin!” için Maggie Gyllenhaal’un aile filmi demek abartı olmaz. Eşi Peter Sarsgaard ve kardeşi Jack Gyllenhaal yer alıyor kadroda. Annette Bening ve Penélope Cruz da kilit karakterleri canlandırarak kadın gücünü pekiştiriyorlar.

Ödüllü filmler vizyonda

“Kurtuluş”: Emin Alper’in beşinci filmi “Kurtuluş” Berlinale’den ikincilik ödülü olan Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü ile döndü. Film, korucu Hazeran aşiretinin, yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları köylerine geri dönen Bezarilere karşı güç savaşını anlatıyor.

“Tavşan İmparatorluğu”: Geçen sene  Antalya’da En İyi Film dahil tam yedi ödül kazanan film, Seyfettin Tokmak imzalı. Film, babası tarafından devletten maaş alabilmek için engelli taklidi yapmaya zorlanan Musa’yı ve tavşanlarla kurduğu dostluğu konu alıyor.


Kaynak: Milliyet