Âşık Drakula
MÜJDE IŞIL İSTANBUL - Caleb Landry Jones, Luc Besson’un “Dogman”inde o kadar iyi bir oyunculuk sergiledi ki (Édith Piaf’ı bile taklit etti) bu iş birliği Besson’un gelecek projelerini de etkiledi. Korku türüne ve Bram Stoker’a özel bir hayranlığı olmasa da Jones ile yeniden çalışmak isteyen yönetmen, onun tek kişilik performansına alan açacak en iyi rolün Drakula olduğuna kanaat getirdi. “Dracula: A Love Tale/Drakula” filmi böylece perdeye geldi.
Eflak Prensi savaşa giderken, rahipten karısı Elisabeth’i korumasını ister. Ancak savaş sırasında karısı hayatını kaybeder. Bunun üzerine Prens, Tanrı’ya isyan eder. Tanrı da onu ölümsüzlükle lanetler. Prens Vlad, yüzyıllar boyunca Elisabeth’in ruhunun başka bir bedende yeniden hayat bulacağına inanır ve sürekli onu arar. Ve sonunda yolu 19. YY’ın Paris’ine düşer.
Bram Stoker’ın “Dracula”sı sinemada Béla Lugosi’nin de varlığıyla korkunun temel taşlarından biri olageldi. 1992’de Francis Ford Coppola “Bram Stoker’s Dracula”da reenkarnasyonu yani Mina’nın Elisabeth’in ruhunu taşımasını öne çıkarmıştı. Luc Besson için de hedef bu olmuş. Dolayısıyla Bram Stoker’ın korku temelli sinema uyarlamalarının aksine Coppola’nın filmine daha yakın duruyor “Drakula”, hatta onun gayrıresmi yeniden çevrimi bile denebilir belki.

Bu kez korkutmuyor
Besson filminde gotik ruhu korusa da korku öğelerinden uzak durmaya çalışmış. Filmin zamanları aşan bir aşk hikâyesi olmasını hedeflemiş. Eflak Prensi’nin gençken de 400 küsur yıldır yaşayan bir vampir olarak da duygusal, karısını özleyen, melankolik, yaslı bir karakter olarak çizilmesi filmi, korkutucu vampir temasından ayırıyor. Besson, seyircinin âşık vampir ile özdeşlik kurabilmesini istemiş. Bu yüzden Caleb Landry Jones’u vampir makyajıyla fazla görmüyoruz filmde. Besson, kokuyu bir cazibe nesnesine dönüştürürken Patrick Süskind’in “Das Parfum” romanından ilham aldığını hissettiriyor. Rahibeler sahnesi ise “World War Z”nin ikonik ânını anımsatıyor. Danny Elfman’ın besteleri, özellikle müzik kutusunda çalınanı, filmin romantik ruhunu ustaca tarif ediyor.
Caleb Landry Jones, Béla Lugosi ya da Gary Oldman gibi öncülerinin korkutucu, karanlık ve karizmatik yorumlarından ziyade trajik âşık, romantik eş tarafını ön plana çıkarmakta hayli başarılı. Belli ki Besson ile iş birliği, oyunculuğunu besliyor. Ünlü Arquette ailesinin üyesi olan, Rosanna Arquette’in kızı Zoë Bleu filmde Elisabeth ve Mina’ya hayat veriyor. Christoph Waltz da klasik hikâyedeki vampir avcısı Van Helsing yerine rahip rolünde karşımızda.
Ölüm kalım savaşı
Rus sinemacı Kirill Sokolov’un yönettiği ve senaryosunu Alex Litvak ile birlikte yazdığı “They Will Kill You/Seni Öldürecekler”de iş arayan eski mahkûm Asia Reaves’i izliyoruz. Zengin evinde iş bulan genç kadın, buranın şeytani bir tarikatın ritüellerle örülü ve ölümcül tuzaklarla dolu mekanı olduğunu anladığında hayatta kalma mücadelesine girişir. Başrolde “Deadpool 2” ve “Joker: Folie à Deux”de rol almış Zazie Beetz var. Patricia Arquette de kadroda.
Kaynak: Milliyet