‘Mecbur kalınmadıkça savaş cinayettir’
Sayra Onur Öz, kendi ailesinden yola çıkarak kaleme aldığı “Yanya’dan İstanbul’a” romanında Balkanlar’dan Anadolu’ya göçen savaş ve göç yorgunu İnayet Hanım ile Murtaza Bey’in hikâyesi üzerinden yakın tarihe bakış atıyor. Öz, kitabında Atatürk’ün “Mecbur kalınmadıkça savaş cinayettir” sözünü hatırlatıyor
ÜMRAN AVCI – Takvimler 29 Ekim 1912’yi gösterirken Osmanlı ordusu Balkan Savaşı’nda Rumeli topraklarını kaybediyordu. Birkaç gün önce Selanik Yunanlılara teslim edilmişti. Sırada Yanya vardı… Sıcak gelişmeleri savaş muhabiri Lev Troçki dünyaya duyuruyordu. Balkanların alev topuna döndüğü bir ortamda, Ortodoks Yorgos, yakın dostu Bektaşi Murtaza Bey’in ailesini kurtarmak için çırpınıyordu. Eczacı Subay Murtaza Bey, Yanya Gureba Hastanesi’nde görevlendirilince, eşi İnayet Hanım ve dört küçük çocuğun sorumluluğunu Yorgos Bey üstenmişti. Onları Rum ailesi görüntüsüyle Preveze Limanı’na ulaştıracak, oradan İstanbul’a geçmelerine aracılık edecekti. Sayra Onur Öz, kendi ailesinden yola çıkarak kaleme aldığı “Yanya’dan İstanbul’a” romanında Balkanlar’dan Anadolu’ya göçen savaş ve göç yorgunu İnayet Hanım ile Murtaza Bey’in hikâyesi üzerinden yakın tarihe bakış atıyor.

– Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu ve nasıl ilerledi?
Balkan yenilgisi geçmişten beri içimde bir yaradır. Anlatılanlar beni hiçbir zaman tatmin etmediği için Balkanların kaybına nelerin sebep olduğunu, gerçeklerin neler olduğunu öğrenmek ve öğrendiklerimi herkesin anlayabileceği sade bir dille anlatmak isteğidir beni motive eden. Bu amaç doğrultusunda 50 kitap ve içinde doktora tezleri de olan 17 makale okudum. Ayrıca ailemin bu savaş sırasında ve sonradan neler yaşadıklarını da İnayet Hanım’ı dinleme şansını yakalamış olan küçük halamdan ve ağabeyimden öğrendim. Her ikisinin de vefatlarından önce anlattıklarını sesli olarak kayda almış sonra da deşifre ederek yazılı hâle getirmiştim. Son dört yıl içinde de büyük halamın kızının, Dursun Bey’in torununun anlattıklarını telefon ile dinleyip kaydettim. Bildiklerim ve şahit olduklarım ile bana anlatılanlar arasında bir çelişki yoksa kullandım.

– Çok talihsiz bir zaman diliminde yaşamış İnayet ve Murtaza çifti. Geride öyle bırakıp çıktıkları evler, topraklar, anılar, savaşlar, yangınlar, evlat acısı. Ailenin hikâyesini özetleyebilir misiniz?
Büyük bir özenle yetiştirdiği ve belki de en çok sevdiği oğlu Zeynel Abidin’in en büyük hayali ticaret gemilerinde kaptan olmak ve dünyayı dolaşmaktır, ama hayali gerçekleşemez. Yanya’dan geldikten sonra bir daha okul yüzü göremeyecektir. Gençliğini anlamadan 1. Dünya Savaşı’nda askere alınıp Arap çöllerine yollanır, orada İngilizlere esir düşer. Ailesi ölmediğine, sakat kalmadığına şükredip bundan sonra kamptan gelecek mektuplarla teselli olur. Ancak mektuplar da üç ay-dört ay gibi aralıklarla ellerine ulaşır, çünkü savaş nedeniyle Posta Nezareti düzenli dağıtım yapamaz. İnayet Hanım her gece gördüğü rüyayı yorumlayarak bütün gün oğlundan gelecek mektubu bekler. Nihayet Cumhuriyet ilan edilmiş, yaşananlar yaşanmıştır, artık elde kalanlarla mutluluk, huzur beklenirken önce Murtaza Bey, sonra umut bağlanan küçük oğul hastalanır ve ölür. Aile bu acıyla nasıl başa çıkacağını düşünürken bir başka acı olay ise sırasını beklemektedir. Hayat sanki İnayet Hanım’ın sabrını, direncini denemektedir.
Tarih ve edebiyatın iç içe geçtiği belgesel bir roman var elimizde. Resmi tarihin rakamlarına karşın geçmişi hikâyeler üzerinden öğrenmenin etkisi ve kalıcılığı üzerine neler söylersiniz?
Bunca zaman okullarda resmi tarih üzerinden öğretmeye çalıştıklarını kendimden yola çıkarak söylemeliyim ki öğrenememişiz. Belli ki, sade bir dille anlayacağımız gibi anlatılmamış. Tarih matematik gibidir, düşünmeye yönlendirilerek öğretilmelidir. İlber Ortaylı der ki, “Tarihi okurken aynı dönemde dünyada neler olduğuna bakmalısın. İşte o zaman olaylar üzerinde akıl yürütebilirsin.” Yazımı Atatürk’ün şu sözüyle tamamlamak isterim: “Mecbur kalınmadıkça savaş cinayettir.”
‘İki komşu cephede karşı karşıya’
Savaşın insani taraflarına tanık oluyoruz. Bilecik Yenişehir Yunan işgaline uğruyor. Murtaza Bey o yağma sırasında Yanyalı bir Yunan komutan ile karşılaşıyor. İkisi de komşu sokaklardan gelmişler ve bir anda karşı cephelerde karşılaşıyorlar. Devamını sizden dinleyelim mi?
Kaderin cilvesi mi diyelim bilemiyorum. Gerçekten böyle bir karşılaşma ilk önce hayat kurtarıyor ama sonra dedemin yüz felci geçirmesine neden oluyor. Görüyoruz ki savaşlar devletlerin sorunu. O devletler vatandaşlarını bu insanlık dışı, plana zorla sürüklüyorlar. Dikkat ederseniz Yanya’da yaratılan suni düşmanlık İnayet Hanım’ın tek erkek kardeşi Cemal’i aileden koparıyor ama bu olay Yorgos’un İnayet Hanım’ı yaratılan kaostan kurtararak Rum ailesi görüntüsünde Preveze Limanı’na kadar götürmesine engel olmuyor. Türk, Yahudi, Ermeni hep birlikte aynı gemideler, dertleşerek İstanbul’a kaçıyorlar. Çünkü onlar kendilerini Osmanlı vatandaşı olarak görüyorlar. Aralarında ayrılık gayrılık yok. Gördüğünüz gibi dedeme yardım eden de Yanyalı bir Rum. Orduları ise karşılıklı savaş hâlindeler. Birbirlerine zorla düşürülüp savaştırılan insanlar.

Kaynak: Milliyet