Köyde resim öğretmeni bile görmedi, ressam oldu! 3 kalemle hayatı değişti
Manisa’nın küçük bir köyünde başlayan hayatı, yıllar sonra eline aldığı üç kalemle bambaşka bir yöne evrildi. 33 yaşındaki Kadriye Cengiz, çocukluk yıllarında fark edilmeyen resim yeteneğini yüksek lisans döneminde yeniden keşfetti. Hobi olarak başladığı resim, kısa sürede tutkuya, ardından mesleğe dönüştü. Suluboyadan kahveye, pancar turşusundan çamura kadar renk veren her malzemeyi sanatının bir parçası yapan Kadriye, bugün online eğitimler veriyor, içerikler üretiyor ve farklı sanat alanlarında kendini geliştiriyor. “Köyde büyüdüm ve hiç resim öğretmeni görmedim” diyen Kadriye ile yaşadıklarını konuştuk.
Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Kadriye’nin sanat yolculuğu, aslında yıllar önce, henüz çocukken başlamıştı. İlkokul yıllarında yaptığı resimlerle yarışmalarda dereceler alan, resim yapan insanlara karşı her zaman özel bir merak ve hayranlık hisseden Kadriye’nin bu yeteneği, köyde resim öğretmeniyle dahi karşılaşamaması nedeniyle uzun yıllar hayatının dışında kaldı. Lise eğitimi için köyünden ayrılmasıyla birlikte hayatının ilk büyük mücadelesine adım atan Kadriye, daha o yaşlarda kendisine bir hedef koydu. Bir kadın olarak kimseye muhtaç olmadan, kendi ayakları üzerinde durabileceği bir hayat kurmak. Yıllar boyunca eğitim aldı, farklı alanlarda çalıştı. Ancak hiçbirinin kendisine aradığı duyguyu tam olarak vermediğini düşünüyordu. Ta ki yüksek lisans yaptığı dönemde, pandemi nedeniyle hayatında oluşan boşlukta yeniden resimle karşılaşana kadar.
“Çocukluğumdan beri resim yapan insanları gördüğümde bunun bende ayrı bir karşılığı oluyordu” diyen Kadriye, “Fakat bunu bir yetenek olarak fark edebileceğim ya da üzerine gidebileceğim bir ortamım hiç olmadı. Köyde büyüdüm ve hiç resim öğretmeni görmedim. Belki o yıllarda karşıma resme yeteneğimi fark edecek bir öğretmen çıksaydı, beni güzel sanatlara yönlendirseydi ya da ailem bu konuda daha bilinçli olsaydı, belki resimle çok daha erken tanışabilirdim. Ama bugün geriye dönüp baktığımda bunun için bir hayıflanma duygusu taşımıyorum. Çünkü hayatımın böyle gelişmiş olması da benim hikâyemin bir parçası” şeklinde konuştu.

‘3 TANE KALEM ALDIM, BİRKAÇ VİDEO İZLEDİM VE İLK RESMİMİ YAPTIM’
“Pandemi döneminde hayatımda yaklaşık altı-yedi aylık bir boşluk oluşmuştu” diyen Kadriye, “Derslerim bitmişti, Erasmus’a gideceğim zamanı bekliyordum ve o süreçte oldukça yalnızdım. O dönemde sürekli resim videoları izliyordum. Bir süre sonra sadece izlemek yetmemeye başladı ve içimde “Ben de denemek istiyorum” duygusu oluştu. O sırada resimle hobi olarak ilgilenen, akademisyen bir arkadaşım vardı. Ona yapmak istediğim tarzda resimleri gösterdim. Açıkçası bana biraz küçümseyerek yaklaştı. ‘Bunlar çok zor teknikler, sen bunları nasıl yapacaksın?’ gibi şeyler söyledi. Malzemelerinin özel olduğunu, kolay olmadığını anlattı. Normalde insanın hevesini kırabilecek cümleler bunlar. Fakat bende tam tersi bir etki yarattı. Bir anda “Ben bunu yapacağım” duygusuna girdim. Biraz da kendimi kanıtlama isteği oluştu. Çünkü görsel hafızamın iyi olduğunu ve detaylara çok dikkat ettiğimi zaten biliyordum” dedi ve ekledi:
“Sonra çok basit başladım. Üç tane kalem aldım, birkaç video izledim ve ilk resmimi yaptım. O resmi çevremle paylaştığımda aldığım tepkiler beni çok şaşırttı. ‘Sen ne zamandır resim yapıyorsun, bizim hiç haberimiz olmadı’ diyenler oldu. Çünkü benim de daha önce böyle bir şey yaptığımı kimse bilmiyordu. Ama aslında beni asıl etkileyen şey insanların verdiği tepki değildi. O resmi yaparken yaşadığım histi. İlk defa bir şeyin başında saatlerce hiçbir şey düşünmeden oturabildiğimi fark ettim. Yaklaşık beş saat boyunca sadece resim yaptım ve o süreç bana inanılmaz iyi geldi. Çok rahatlatıcıydı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Ben sadece iyi tepki aldığım için resim yapmak istemiyordum. Ben resim yaparken gerçekten çok mutluydum. Ve sanırım kırılma noktası tam olarak buydu. İlk resmimi bitirdiğim anda içimde sürekli yeniden yapma, başka bir şey deneme ve daha iyisini yapma isteği oluştu. O andan sonra bunun hayatımda kalıcı olacağını biliyordum.”

‘HOBİ GİBİ DÜŞÜNÜP MERAKLA BAŞLADIM’
“Resim yapmaya başladıktan sonra hayatımdaki diğer hedeflerin bir anda önemini kaybettiğini fark ettim” diyen Kadriye, “Çünkü ilk defa gerçekten yetenekli olduğuma inandığım ve kendi potansiyelimi sonuna kadar kullanmak istediğim bir alan bulmuştum. Hayatım boyunca farklı işlerde çalıştım. Fakat dönüp baktığımda, o işlerin hiçbirinde ne istediğim kadar mutlu olabildim ne de kendimi gerçekten başarılı hissettim. Çünkü zaman içerisinde şunu fark ettim. Bir işi tutkuyla yaptığınızda, hayatınızdaki diğer şeylerin anlamı da değişiyor. Bu süreçte çevremden, özellikle de ailemden ‘Bundan meslek olmaz’ düşüncesiyle yaklaşan insanlar oldu. Ama ailemi bu konuda hiçbir zaman suçlamıyorum. Hatta bugün onları çok daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü onların kaygılarının altında benim iyiliğimi istemeleri vardı” şeklinde konuştu.
İlk üç kalemi alırken tek düşündüğü şeyin denemek ve güzel vakit geçirmek olduğuna değinen Kadriye, “Hobi gibi düşündüm ve merakla da başladı açıkçası. ‘Nasıl bir şey yapabilirim acaba?’ diye merak ettim. Ama yaptığım andan itibaren şöyle bir şey oldu. Ben önce bir kedi resmi yaptım. Kedimin gözünü tamamladım ve yaptıktan sonra ‘Vay be, ben bunu yaptım. Yapabiliyormuşum, yapılamaz bir şey değilmiş. Demek ki daha iyisini yapabilirim’ dedim. Yakın çevremden de çok güzel tepki geldi. Herkes bana ‘Sen zaten yapıyor muydun bunu, bizim niye haberimiz yoktu?’ dedi. Sonrasında zaten hemen kalem setleri araştırmaya başladım, daha çok renk edinip farklı şeyler yapmaya koyuldum” ifadelerine yer verdi.

‘PANCAR TURŞUSU VE TÜRK KAHVESİYLE DE PORTRELER ÇİZDİM’
“Benim çalışmalarım bir hikâye anlatıcıdan çok, gördüklerimi kendi gözümden yansıtmak” diyen Kadriye, “Biz sadece gökyüzüne bakıp geçiyoruz ama oradaki buluttaki grilikler, beyazlıklar, güneşin yansımaları gerçekten inanılmaz bir güzellikte. Ben resim yapmaya başlamadan önce sadece bakıp geçtiğim birçok şeyin aslında içinde çokça güzellik barındırdığını fark ettim. Çünkü hayatı farklı görmeye başlıyorsunuz. Bu gördüklerimi yansıtmayı tercih ediyorum. Zaten o resim bakanda bir şeyler hissettiriyorsa, özellikle güzel hisler ve hayranlık uyandırıyorsa, ben zaten istediğimi almış oluyorum o işten. Özellikle portre çalışmalarında da modelimden bir duygu alıyorum. Bir bakışından, duruşundan, kafasından neler geçtiğini düşünüyorum. Bazen o duyguları yansıtmaya çalışıyorum portrelerimde. Yani her resmin bir hikâyesi var. Hikâye anlatıcı benim ama biliyorsunuz ki her hikâyeden herkes kendine farklı bir ders çıkarır. Bundan kendine bir şeyler çıkaranlar da resimlerimi gören, bakan gözler oluyor” ifadelerine yer verdi.
“İlk başta çok gerçekçi portreler ilgimi çekmişti” diyen Kadriye, “Toz pastelle başladım. Toz pastel biraz daha kirli bir teknik ve alerjik reaksiyon yaptı vücudumda. Çok hassas bir cildim var çünkü. Sonrasında kara kalem yaptım ama kara kalem yaptığımda bir renk olmuyor. Ben daha çok renklere âşık bir insanım. Çok geniş alana yayılmadan yapabileceğim temiz bir teknik seçmem gerekti. Ben de suluboya tekniğini seçtim. Suluboya tekniğini öğrenmesi çok keyifliydi. Çünkü geliştirmesi hızlı olmayan bir teknik açıkçası. Yağlı boyada ya da akrilikte renkleriniz hazır oluyor ve siz bunu tuvale koyuyorsunuz. Ama suluboyada malzeme de çok önemli ve malzemeyi tanımanız gerekiyor. Her fırça darbesinde ne kadar su alacaksınız, ne kadar boya alacaksınız, o esnada kâğıdınız ıslak mı kuru mu gibi. Sizi her fırça darbesinde, her boyada alışık olduğunuzdan farklı düşünmeye iten bir teknik. Bazı noktalarda hızlı yapmak gerekiyor” bilgisini paylaştı ve ekledi:
“Suluboya biraz daha dağınık ve çocuk boyası olarak biliniyor. Ama onun aksine suluboya çok zor ve özel bir teknik. İnsanlar resimlerimi gördüklerinde suluboya olduğuna şaşırıyorlar ve ‘Yağlı boya gibi duruyor’ diyorlar. Bunu iltifat olarak görüyorum. Taşıması ve yapması çok pratik bir teknik olduğu için her an her yerde resim yapabiliyorum. Ayrıca ben sadece sulu boya tekniği yapmıyorum. Özellikle boya dışında renk verecek başka malzemeleri kullanarak da çalışmalar yapıyorum ki bu işin sadece boyayla değil teknikle de yapılabilecek bir şey olduğunu göstermek istiyorum. Örneğin pancar turşusuyla bir portre yaptım. Aynı şekilde Türk kahvesi ile portre çizdim bana dediler ki, sen çamurla da güzel resim yaparsın. Ben de gerçekten çamurla resim yaptım. Rujlarla portreler çizdim. Yani bir yüzeyin üzerinde renk bırakan her şey benim için boya. Bunun dışında ceviz kabuğunun içine portreler çiziyorum. Yani benim denemek için bir sınırım yok diye düşünüyorum bu da yolculuğu çok heyecanlı hale getiriyor.”

‘SOSYAL MEDYA BENİM BUNU MESLEK EDİNEBİLMEMDEKİ EN ÖNEMLİ ETKEN’
Öğrencilerinin birçoğunun kadınlardan oluştuğunu dile getiren Kadriye, “Benim yaş grubumdaki kadınlar özellikle. Birçoğu da zamanında resimle ilgilenmek istemişler ama bunu bir türlü yerine getirememişler. Yıllar sonra artık eline fırça almak isteyip kurslarıma katılanlar oluyor. Çünkü benim hikâyemden çok etkilendiklerini söylüyorlar. Özellikle artık çoluk çocuğa karışmış ve bir sürü sorumluluğu olan insanlar yeterince bunlara vakit ayıramıyorlar. Ben onlara her zaman şunu söylüyorum. Hiçbir şeyde mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Derslerimde de söylüyorum; şu an keyif almaya bakın, yanlışlarınıza takılmayın, pratik yapın, tadını çıkarın diyorum. Bu işin kesinlikle bir yaşı yok. Herkesin yolculuğu farklı” şeklinde konuştu.
“Ayrıca, sosyal medya benim bunu meslek edinebilmemdeki en önemli etken” diyen Kadriye, “Çünkü benim kendimi gösterip kanıtlayabileceğim tek alan sosyal medyaydı. Ben de bunun kıymetini bilerek sosyal medya üzerine çok çalıştım. Açıkçası çok teknik gitmektense yeri geldi herkese hitap edecek içerikler seçmeye başladım. Bir de sosyal medya dilini anlamak gerekiyor, çözmek gerekiyor. Sosyal medya tarafına gerçekten çok çalışıyorum. Çünkü günümüzde bir sanat hesabında çok takipçi olması beklenen bir durum değil. Çünkü çok niş kalan bir alan. Ama benim ismimle ilgilenmeyip sadece videolarından keyif alan çok da büyük bir kitlem oluştu” ifadelerine yer verdi.

‘SİZ 10 RESİM GÖRÜYORSUNUZ AMA ARKASINDA 30 TANE DENEME VAR’
Kötü duyguları resimlerinin içine koymadığını dile getiren Kadriye, “Benim için sanat dediğiniz şey heyecan ve güzel his uyandırmalı. Kötü hissettiren çalışmaları, kendi çalışmam da olsa başkasının çalışması da olsa çok fazla sevmiyorum açıkçası. Çok öfkeli olduğumda da resim yapıyorum. Çok üzgün olduğumda, ağlayarak, hırslı bir resmin başına geçtiğim de oluyor ama bu tamamen o an kafamı dağıtmak ve kötü enerjiyi atmak için yaptığım bir şey. Yani resim benim için güzel duygular demek” dedi ve ekledi:
“Sen bir işi seviyorsan, sonunun nereye gideceğini düşünmeden ondan keyif alman gerekiyor bence. Eğer resimle ilgili kaygılarımızı bir kenara bırakırsak gerçekten keyif alacağız. Bir şey için çabalayıp da ilerlemeyen kimseyi görmedim, sanat için özellikle resim için. Bu ‘yapamam’ kaygısının üzerine düşüp düşündüğümüz kadar elimize bir fırça alıp yapmaya başlasak, bence bütün kaygılar kaybolacak. Bu tarz kaygılar sadece başlayana kadar. Hâlâ bende de kaygı oluyor. Bir çalışmayı istediğim gibi yapamıyorum bazen. Siz on tane resim görüyorsanız benim sayfamda, onun arkasında belki 30 tane deneme yanılma var. Benim tek istediğim potansiyelimi sonuna kadar kullanmak ve alımda en iyilerden biri olarak anılmak istiyorum. Benim hedeflerim büyük hatta sonsuz çünkü bir hedefi gerçekleştiriyorsunuz yeni bir hedefiniz daha oluyor bu yolculuk gerçekten çok heyecanlı.”
Kaynak: Milliyet