Husiler Babülmendep’in kontrolünü tamamen ele geçirdi
Yemen’deki İran destekli Husiler, Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan Babülmendep Boğazı’nın ortasındaki stratejik Perim (Meyyun) Adası’nı ele geçirdi. Peki dünya ticaretinin en kritik geçitlerinden birinin Husi kontrolüne girmesi, İran’ın bölgesel gücü ve küresel ekonomi açısından ne anlama geliyor?
İran destekli Husiler, geçen hafta Suudi Arabistan
Suudi Arabistan ise Husi ilerleyişine onlarca hava saldırısıyla karşılık verdi. Husi medyasına göre son olarak Moha Havalimanı iki hava saldırısıyla hedef alındı. Yemen’deki çatışmalar, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Tahran’ın küresel enerji ticareti açısından kritik önemdeki Hürmüz Boğazı’nı abluka altına aldığı bölgesel savaşın önemli cephelerinden biri haline geldi.
STRATEJİK ADA ELE GEÇİRİLDİ
Yerel bir hükümet yetkilisi AFP’ye yaptığı açıklamada, hükümet güçlerinin bir gün önce çekilmesinin ardından silahlı Husi savaşçıları taşıyan teknelerin Meyyun Adası‘na ulaştığını söyledi. Perim olarak da bilinen ada, doğrudan Babülmendep Boğazı’nın ortasında bulunuyor.
Yetkili, isminin açıklanmaması koşuluyla AFP’ye, “Husiler Babülmendep bölgesini ve boğazın ortasında bulunan Meyyun Adası’nı ele geçirme operasyonunu tamamladı” dedi. Bir görgü tanığı da silahlı Husi güçlerinin Babülmendep kıyısı boyunca konuşlandığını ve askerî araçlarla bölgede devriye gezdiğini aktardı.
Babülmendep, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan en önemli deniz ticaret yollarından biri konumunda.
Boğazın önemi, Ortadoğu’daki savaşın başlamasının ardından özellikle Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı açısından daha da arttı.
Cuma günü Brent petrol ile ABD tipi WTI petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine tırmandı.
HUSİ İLERLEYİŞİ DURDURULAMIYOR
Husiler harekât öncesinde başkent Sana‘nın yanı sıra Yemen‘in kuzeyinin büyük bölümünü ve Kızıldeniz’deki önemli liman kenti Hudeyde‘yi kontrol ediyordu. Ancak grubun daha önce Babülmendep’e doğrudan hâkim bir bölgesi bulunmuyordu.
Husiler füze ve insansız hava araçlarıyla Kızıldeniz’deki gemi trafiğini daha önce de sekteye uğratmıştı. Son kara harekâtıyla birlikte grubun boğazın kıyısında ve ortasındaki Meyyun Adası‘nda fiziksel varlık elde etmesi, bölgedeki dengeleri değiştiren yeni bir gelişme oldu. Suudi Arabistan hava saldırılarıyla karşılık vermesine rağmen, Husilerin hızlı ilerleyişini şu ana kadar durduramadı.
AFP’nin farklı kaynaklardan derlediği verilere göre geçen haftadan bu yana Yemen’deki çatışmalarda, çoğu savaşçı olmak üzere 500’den fazla kişi hayatını kaybetti. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ise çatışmalar nedeniyle yaklaşık 20 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı.
BÜTÜN BUNLAR NE ANLAMA GELİYOR?
Babülmendep Boğazı’nın, İran destekli Husilerin kontrolüne girmesi, İran’ın iki kritik deniz geçidi üzerinde aynı anda baskı kurabilecek kapasiteye erişmesi anlamına geliyor.
İran halihazırda Hürmüz Boğazı üzerinde doğrudan askeri baskı kurabiliyor; Husilerin Babülmendep üzerinde fiili kontrol sağlaması ise Körfez’den çıkan enerji akışını hem doğuda hem batıda baskı altına alabilecek yeni bir jeopolitik kaldıraç yaratıyor.
Tahran açısından Yemen cephesi, ABD ve Suudi Arabistan’a karşı maliyeti düşük, fakat stratejik getirisi yüksek bir pazarlık kozu haline geliyor. Daha da önemlisi, bu gelişme İran’ın müzakere pozisyonunu güçlendiriyor.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi‘nin (EIA) verilerine göre, Babülmendep’ten 2026’nın ikinci çeyreğinde günlük yaklaşık 8,1 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçti. Hürmüz’deki akışın aynı dönemde sert biçimde düştüğü bir ortamda Babülmendep çok daha önemli hale gelmişti.
Babülmendep’teki risk kalıcı hale gelirse bunun etkisi petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmayacak. Gemilerin Süveyş Kanalı yerine Afrika‘nın güneyindeki Ümit Burnu‘na yönelmesi yolculukları uzatacak; yakıt, sigorta ve taşıma maliyetlerini artıracak. Konteyner fiyatlarının yükselmesi ise başta Avrupa olmak üzere ithalata bağımlı ülkelerde enflasyonu artırabilir.
Öte yandan, Hürmüz ve Babülmendep aynı anda kapanırsa dünya ekonomisi ağır bir darbe alabilir. Enerji, taşımacılık ve sigorta maliyetleri yükselirken enflasyon yeniden hızlanabilir; buna karşılık ekonomik büyüme yavaşlayabilir.
Bu durum dünyayı yeni bir stagflasyon* riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
* Stagflasyon, ekonomik büyümenin durduğu veya yavaşladığı bir dönemde enflasyonun ve işsizliğin aynı anda yüksek seyretmesidir.
Kaynak: Cumhuriyet