7 Kasım 2026, 12:46:40
Dolar 50,1498
Euro 55,9219
Altın 6.556,39
BİST 11.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 14°C
Parçalı Bulutlu
Denizli
14°C
Parçalı Bulutlu
Paz 11°C
Pts 15°C
Sal 14°C
Çar 17°C
Reklam
Reklam

Hakan Fidan: Karadeniz’de gemilere yönelik saldırılar küresel gıda güvenliğini tehdit ediyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Karadeniz’de deniz trafiğinin aksamasının bölge ötesinde sonuçlar doğurduğunu söyledi. Fidan, tahıl sevkiyatlarındaki aksamaların özellikle savunmasız ülkeleri etkilediğine dikkat çekti

Hakan Fidan: Karadeniz’de gemilere yönelik saldırılar küresel gıda güvenliğini tehdit ediyor
Reklam
07.11.2026 12:39

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun mesaisi devam ediyor.

Fidan, TRT World Forum 2026’daki “Bağlantısallığın Yeni Jeopolitiği: Deniz Yolları, Darboğazlar ve Koridorlar” oturumuna katıldı.

Burada kameraların karşısına geçen Bakan Fidan, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

“KARADENİZ ASKERİ ÇATIŞMA ALANI HALİNE GELDİ”

Karadeniz’de yaşananlara değinen Dışişleri Bakanı, açıklamasında şunları kaydetti

“Karadeniz ve Körfez’deki gelişmeler neyin tehlikede olduğunu açıkça gösteriyor. Karadeniz giderek bir askeri çatışma alanı haline geldi.

Ticari gemilere yönelik saldırılar ve deniz trafiğindeki aksamalar, sadece bölgesel istikrarı değil, aynı zamanda temel malların akışını da tehdit ediyor. Bu sonuçlar bölgenin çok ötesine uzanıyor. Özellikle tahıl sevkiyatlarındaki aksamalar, küresel gıda güvenliği, özellikle de savunmasız ülkeler için ciddi sonuçlar doğuruyor.

“GIDA VE ENERJİ GÜVENSİZLİĞİ ŞİDDETLENİYOR”

Aynı stratejik gerçeklik Orta Doğu için de geçerli. Hürmüz ve Babu’l Mendeb Boğazı etrafında artan güvensizlik, kritik enerji ve ticaret akışlarını tehdit ediyor. Bu su yollarındaki aksamalar küresel ekonomi genelinde etkiler yaratıyor; gıda ve enerji güvensizliğini şiddetlendiriyor ve gerilimin tırmanması için daha fazla teşvik yaratıyor.”

GAZZE’DE YAŞANAN SOYKIRIM VE İSRAİL

İsrail’in saldırılarına değinen Hakan Fidan konuşmasının devamında şunları kaydetti:

“Bu zorluklar, bölgenin daha geniş siyasi dinamiklerinden ayrı düşünülemez. İsrail’in yayılmacı politikaları, komşu ülkelere yönelik süregelen saldırganlığı ve Gazze’deki soykırımı, bölgesel istikrarı ve bölgede adil ve kalıcı bir barış umutlarını zayıflatıyor. Bunun yansımaları, uluslararası sistem genelinde küresel bir kırılganlık olarak hissediliyor.

İşte bu nedenle, gerginliğin tırmanmasını önlemek ve çatışmanın temel nedenlerini ele almak, küresel ekonominin bağlı olduğu rotaları ve ağları güvence altına almak için vazgeçilmezdir.

“BİR ENERJİ BORU HATTU, SİYASİ BASKI ARACI HALİNE GETİRİLEBİLİR”

Küresel bağlantılar derinleştikçe, kilit noktaların stratejik önemi daha da artıyor. Ticaret, enerji ve taşımacılık akışlarının sınırlı sayıda güzergahta yoğunlaşması yapısal kırılganlıklar yaratıyor. Bir nakliye rotası, tıpkı Karadeniz’de gördüğümüz gibi, bir savaş alanına dönüşebilir. Bir enerji boru hattı, siyasi baskı aracı haline getirilebilir.

Tek bir dar geçit, binlerce kilometre ötedeki tedarik zincirlerini ve ekonomileri sekteye uğratabilir. Bu tür durumlarda, bağlantısallık başlı başına bir stratejik kaygı kaynağı haline gelebilir. Ülkeler doğal olarak, temel güzergahlara, pazarlara ve kaynaklara erişimlerini korumaya çalışırlar. Bu erişim belirsiz hale geldiğinde, karşılıklı bağımlılık, güvensizliğe ve rekabete dönüşme riski taşır.

“TERCİHİMİZ EKONOMİK GÜVENLİK İLE BAĞLANTISALLIK ARASINDA OLMAMALIDIR”

Bunun olmasına izin vermemeliyiz. Tercihimiz ekonomik güvenlik ile daha fazla bağlantısallık arasında olmamalıdır. Aynı şekilde, bağlantısallık da sıfır toplamlı bir jeopolitik rekabete indirgenmemelidir. Stratejik zorunluluk, bağlantısallığı daha çeşitli, daha dirençli ve daha kapsayıcı hale getirmektir. Bu da birbirini tamamlayan iki önceliği gerektirir: Birincisi, iş birliği ve etkili güvenlik düzenlemeleri yoluyla mevcut rotaların ve ağların güçlendirilmesi.

İkincisi, erişimi çeşitlendiren, aşırı bağımlılıkları azaltan ve küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıran alternatif koridorların geliştirilmesi. Çeşitlendirme, bir bağımlılığı diğeriyle değiştirmek değildir. Seçenekler yaratmak, kırılganlıkları azaltmak ve hiçbir kesintinin tek başına daha geniş bir sistemi felce uğratmamasını sağlamaktır.

“COĞRAFYA BİR POTANSİYEL YARATIR”

Türkiye, işte tam da bu vizyonu izliyor. Coğrafi konumumuzu sadece kıtalar arasında bir köprü olarak görmüyoruz. Bunu, daha bağlantılı, güvenli ve müreffeh bir uluslararası ortama katkıda bulunmak için stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Coğrafya elbette bir potansiyel yaratır.

Ancak bu potansiyeli büyük bir stratejik değere dönüştüren şey vizyon, altyapı ve diplomasidir. Örneğin Orta Koridor, bu vizyonun kilit bir bileşenidir. Asya ve Avrupa’yı Hazar Bölgesi, Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden birbirine bağlayan bu koridor, rotaların çeşitlendirilmesinin stratejik bir zorunluluk haline geldiği bir dönemde ticaret ve ulaşım için giderek önem kazanan bir alternatif sunuyor.

KALKINMA YOLU PROJESİ

Bir diğer önemli proje ise Kalkınma Yolu Projesi’dir. Körfez’i Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan bu proje, bölgesel ticaret, yatırım ve ekonomik entegrasyon için yeni ufuklar açacak. Aynı zamanda enerji portföyümüzü çeşitlendiriyor, tedarik güvenliğini güçlendirmek ve bölgesel enerji ağlarının dayanıklılığını artırmak için sınır ötesi enerji altyapısı geliştiriyoruz.

Bu girişimler izole altyapı projeleri değildir. Bölgeleri birbirine bağlayan, fırsatları çeşitlendiren ve ortak stratejik çıkarlar yaratan daha geniş bir bağlantısallık mimarisinin yapı taşlarıdır. Değerleri sadece kurdukları rotalarda değil, aynı zamanda ekonomik karşılıklı bağımlılık, karşılıklı güven ve üretebilecekleri siyasi işbirliğinde yatmaktadır.

“KÜRESEL EKONOMİYİ AYAKTA TUTUN AĞLARI FELÇ ETMESİNE İZİN VERİLMEMELİDİR”

Saygıdeğer konuklar, ancak sadece altyapı bağlantısallığı garanti edemez. Rotalar korunmalı, çatışmalar sınırlandırılmalıdır. Siyasi anlaşmazlıkların, küresel ekonomiyi ayakta tutan ağları felç etmesine izin verilmemelidir. Bu nedenle Türkiye, bu zorluklara birbirini tamamlayan iki araçla yaklaşıyor: Sürdürülebilir diplomasi ve bölgesel sahiplenme.

Karadeniz Tahıl Girişimi tecrübemiz, sürdürülebilir diplomasinin değerini ortaya koyuyor. Bu mekanizma sayesinde, Karadeniz’de devam eden savaşa rağmen temel gıda ürünlerinin akışını güvence altına almayı başardık. Bu deneyim, en zorlu koşullarda bile kararlı diplomatik katılım ve üst düzey siyasi diyalogun somut sonuçlar üretebileceğini gösterdi.

ORTA DOĞU

Aynı anlayış Orta Doğu’daki çabalarımıza da yön veriyor. Önceliklerimiz şu şekilde: Seyrüsefer özgürlüğünü korumak, gerilimin daha da tırmanmasını önlemek ve istikrarsızlığın temel kaynağını ele alan diplomatik çözümler geliştirmek.

Ancak diplomasi, kalıcı bir bölgesel mekanizma ile desteklenmelidir. Bölge ülkeleri ortak tehditleri ele alma, farklılıklarını yönetme ve bireysel krizlerin ötesine geçebilen işbir çerçeveleri oluşturma kapasitesine sahip olmalıdır.

MEKKE İTTİFAKI

İşte bu noktada bölgesel sahiplenme vazgeçilmez hale gelir. Bu anlayışla Türkiye, tamamlayıcı bölgesel işbirliği girişimlerini takip etmektedir. İslam Ülkeleri İçin Savunma İttifakı Mekanizması; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı bir araya getirerek kapsayıcı ve bölgesel güvenlik ihtiyaçlarına duyarlı bir yaklaşımla, toplu savunma alanında işbirliğini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan oluşan R4 mekanizması, ortak yaklaşımlar geliştirmek ve bölgesel zorluklarda pratik işbirliğini ilerletmek için daha geniş bir platform sağlıyor. Bunun yanı sıra, Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık ile birlikte E4 formatımız da bölgesel ve Avrupalı ortaklar arasında diyalog ve koordinasyon için ek bir kanal oluşturuyor.

Bu girişimler, diğer araçlarla rekabet etmediği gibi yeni bölünmeler yaratmayı da amaçlamıyor. Amaçları iş birliği alanını genişletmek, bölgesel kapasiteyi güçlendirmek ve farklı sorumluluk merkezlerini birbirine bağlamaktır. Sürdürülebilir güvenliğin dışarıdan sağlanamayacağı inancımızı yansıtıyorlar. Diyalog, karşılıklı anlayış ve sorumluluk üstlenme konusunda ortak bir isteklilik yoluyla inşa edilmelidir.

“DAHA KAPSAYICI ULUSLARARASI SİSTEM GELİŞTİRMEK İÇİN FIRSAT OLABİLİR”

Saygıdeğer konuklar, sözlerimi toparlamadan önce bu forumun sorduğu soruya geri döneyim: Kurallar Tükendiğinde Kim Liderlik Eder? Yerleşik mekanizmaların aşınmasını, olasılıkların yokluğu ile karıştırmamalıyız. Büyük bir ağırlık merkezi olmayan bir dünya, düzensiz bir dünya olmak zorunda değildir. Daha kapsayıcı bir uluslararası sistem geliştirmek için de bir fırsat olabilir.

Bugünün gerçeklerini yansıtan ve gücünü sorumlu bölgesel aktörlerin katkılarından alan bir sistem. Bu da, küresel liderliğin mutlaka tek bir merkeze yoğunlaşması gerektiği varsayımının ötesine geçmeyi gerektiriyor. Gelişmekte olan uluslararası düzen, sadece birkaçının hakimiyetiyle değil, birçoğunun sorumlu ve kolektif olarak hareket etme kapasitesiyle şekillenmelidir.

TÜRKİYE’NİN ÜSTLENDİĞİ SORUMLULUK

Bu anlayışla Türkiye, böyle bir çabaya katkıda bulunmaya ve bu vizyonu paylaşan tüm ortaklarla çalışmaya hazırdır. Amacımız net olmalıdır. Bağlantısallığı stratejik bir kırılganlık kaynağından çıkarıp kolektif güvenlik, ortak refah ve kalıcı barış için bir araca dönüştürmek. Zamanımızın gerektirdiği liderlik türü budur. Ve Türkiye’nin üstlenmeye hazır olduğu sorumluluk da budur.”

Kaynak: Ensonhaber

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.