Milliyet Gazetesi yazarları Beşiktaş-Galatasaray derbisini değerlendirdi! 'Uğurcan Çakır hayatının maçını oynadı'
Galatasaray, Süper Lig'in 25. haftasında konuk olduğu Beşiktaş'ı Victor Osimhen'in golüyle 1-0 yendi. Sarı-kırmızılı ekip, maç fazlasıyla en yakın takipçisi Fenerbahçe ile arasındaki puan farkını 7'ye çıkardı.
Mücadele sonrası dev derbiyi Milliyet Gazetesi yazarları; Attila Gökçe, Osman Şenher, Bilal Meşe ve Halil Özer değerlendirdi.
Ev sahibi uyurken / ATTİLA GÖKÇE
Beklentilerin dışında hayal kırıklığı, sıkıntı ve kısır bir oyunla Galatasaray’ı güldüren, Beşiktaş’ı şaşırtan ve üzen bir derbi izledik. Böylece Galatasaray gönlünde, zihninde ve ruhundaki hedef için Nirvana yürüyüşünü sürdürürken, Beşiktaş sezon içinde yakaladığı 17 maçlık yenilmezlik serisini de düşük bir oyunla bozuk para gibi harcadı.
Günlerden beri sözü edilen haberleri, yorumları ve tartışmalarıyla gündemimizi meşgul eden maçın gerçekten büyük değerler üreterek keyifli bir oyunla oynanmasını beklerdik. Zaman zaman basit top kayıpları ve kötü şut denemeleriyle oyalandık. Sonunda kazanan Galatasaray oldu. Hak etmediler mi? Kesinlikle hak ettiler… Ancak oyun ve maçın bütününe bakıldığında futbol severleri doyuran bir maç izleyemedik. Galatasaraylılar elbette sevinecekler, mutlu olacaklardı bu sonuçla. Peki iddialı (!) ev sahibi Beşiktaş, konuğunu gönlünce ağırlayabildi mi? Hayır, bütünüyle kayıplar bilançosuna dönüşen oyunun ikinci yarısında, maçın son yarım saatlik bölümünde Beşiktaş 8’i isabetli 24 şutla gayrete gelirken yine de noksanlıklar, hatalar sergiliyordu. Öncelikle ikili mücadeleleri kazanamadılar. Oyun kurma anlarında topu doğru kullanamadılar. Körlemesine kullandıkları topu rakibin ayağına atmak da şaşkınlık yarattı.
Galatasaray, maçı kazanmayı hak edecek gösterişsiz bir oyun sergiledi. 39’da Sane’nin ceza alanına havadan yaptığı ortada Osimhen ustalığını ve azmini örnekleyen bir kafa golü atarak günün kahramanı oldu.

Abdülkerim’in zaman zaman topla savunmadan çıkıp orta alana geçerek oyuna fazladan katkıda bulunması takdir topladı. Barış Alper yıpratıcıydı. Osimhen bilinen iradesi ve enerjisiyle golü aradı. Ötekiler kendi standartlarına göre rölanti bir oyunla “yeteri kadar” oynadılar. Torreira lider karakteriyle yine sahadaydı.
Beşiktaş’ın verimsiz oyununda Cerny, Olaitan ve Asllani’nin yeterince etkili olamadığını gördük. Kanatlar ve orta alan statik oynarken Güney Koreli Oh doğal olarak yeterince pozisyona giremedi. Sanırım iki şutla maçı bitirdi.
Ozan Ergün, iyi bir maç yönetimi sergileyemedi. Sane’yi oyun dışına gönderirken kırmızı kartını geç çıkardı. Sarı kartlarda dengesizdi. Yere yatanlar ve taç atışında zaman geçirenler için de duyarlı davranmadı.
On kişiyle büyük başarı / OSMAN ŞENHER
40 bin Beşiktaş taraftarı önünde deplasmanda oynamak kolay bir iş değil. Buna rağmen Galatasaray, Sane oyundan atılıncaya kadar iyi mücadele etti, ilk yarıda Osimhen’in attığı golün avantajıyla çok rahat bir futbol oynadı. Riske girmedi, orta sahayı rakibine bırakmadı, Jakobs’un, Abdülkerim ve Sanchez’in olağanüstü mücadeleleriyle ayakta kaldı.
Ama 62.dakikada Alman futbolcunun o kadar gereksiz bir şekilde gördüğü kırmızı kart var ki, affedilir gibi değil. Okan Buruk o sırada Sane’yi dışarı alacaktı. Değiştireceği futbolcuları 4. hakemin yanına gönderdi ama buna fırsat kalmadan sarı-kırmızılı futbolcu kendisini oyundan attırdı. Son 30 dakika tamamen oyun Beşiktaş’ın üstünlüğüne geçti. Böyle büyük maçlarda bir kişi eksik oynamak çok zor bir iş. Kalede Uğurcan devleşmese maçın skoru ne olurdu bilemiyorum. Gerçekten başarılı file bekçisi hayatının maçını oynadı. Yerden, havadan her türlü şutlara kalesini kapadı. Derbinin kahramanı kesinlikle Uğurcan’dı diyebiliriz.
Her zaman söylediğim gibi, Galatasaray’ın en büyük şansı hücumda Osimhen gibi bir futbolcuya sahip olması. Adam defansa, kaleciye sürekli pres yapıyor. Dün gece karşılaşmanın başında o da lüzumsuz bir sarı kart gördü. Bu yüzden de temaslı mücadeleye hiç girmedi. Attığı golde takipçiliği, kafa vuruşu tek kelimeyle mükemmeldi. Skoru bir kenara koyuyorum, Cim Bom’un salı akşamı Liverpool ile maçı var. Buna rağmen derbide sahaya koyduğu mücadeleye ancak saygı gösterilir.

Beşiktaş yeni kurulan, daha taşların yeni oturduğu, çıkışta olan bir takım. Çok koşuyor ve iyi mücadele ediyorlar. Böyle bir takıma karşı deplasmanda oyunun üçte birlik kısmını bir kişi eksik oynamana rağmen, galip gelip üç puanı alıyorsan, o zaman alkışı da hak ediyorsun demektir.
Kolay değil üst üste gelen maçlarla, her hafta iki maç oynayacaksın yine de sahada ayakta kalacaksın. Okan hocaya da bravo! Çok eleştirilmesine rağmen bu takım Şampiyonlar Ligi’nde ilk 16’da, Süper Lig’de lider ve kupada çeyrek finale çıktı. Son sözüm de maçın hakemine... Ozan Ergün o kadar acemi bir hakem ki, o kadar abuk sabuk kartlar gösteriyor ki, bir futbolcu rakibin ayağına basınca sarı kart gösteriyor, benzer bir pozisyonda yine ayağa basma olunca devam diyor. Yazık Türk futboluna!
Uğurcan aldı, götürdü / BİLAL MEŞE
Üç büyükler arasında oynanan derbiler, sadece üç puan değil, prestij meselesidir! Beşiktaş ile lider Galatasaray sezonun en kritik mücadelesinde karşı karşıya geldiler. Bir tarafta yeni bir hava yakalayan Beşiktaş, diğer tarafta oturmuş kadrosuyla, sezon başından bu yana istikrarını sürdürmek isteyen Galatasaray. Böylesi bir tabloda futbol adına keyifli bir mücadele istemek herkesin hakkı, lamı - cimi yok! Demem o ki, ‘dağ fare doğurmasın’, sakın haaa! Size yakışan da budur.
Beşiktaş ilk yarıda klasik alışkanlığını sürdürdü maalesef! Kartal, bu yarıda önce el frenini çekti, ikinci yarıda beşinci vitese taktı! Peki, kardeşim, hep ikinci yarılarda mı aklınız başınıza gelecek?
Hep yazdık, çizdik, hakem triosu derbinin önüne geçmesin, ‘görünmez adam’ olsunlar diye! Orta hakem Ozan Ergün’ü fena bulmadım. Ne var ki, Sane’nin Rıdvan’ın tandonuna basmasını süzemedi, işi VAR’a bıraktı. Ya VAR olmasaydı? Peki, yardımcı hakem ne iş yapar arkadaş?
Dedik ya, Kartal’da jeton geç düşüyor! İkinci yarı o özlenen Beşiktaş sahne aldı, oyunu domine etti, baskıyla adeta tek kaleye çevirdi.

Sane’nin 62’de kızarmasından sonra Kartal, kendi çaldı, kendi oynadı adeta. Sayısız kornerler, sayısız fırsatlar, kaçıran kaçırana! Aslında kalesinde ‘geçit’ vermeyen Uğurcan Çakır, ‘duvarına’ tostladılar desek daha doğru... Uğurcan maçı tek başına aldı, takımının üç puanına müthiş katkı sağladı.
Tam tamına 37 dakika 10 kişi oynayan Galatasaray, zamana müthiş kullandı. Oyunu iyi soğuttu. Sen fırsatları golle taçlandır, bakalım Aslan zamana oynabilecek miydi? Lider olmanın her türlü donanımını apoletlerinde taşıyor! Yahu arkadaş Aslan’ın en büyük silahı Osimhen, ne zaman, ne yapacağı belli olmayan bir fotoğraftır. Onu gölge gibi takip edeceksiniz, yoksa iki stoperin arasından çıkar; en rahat kafa golünü atar.
Evet, derbide mücadele ve heyecan üst seviyede idi... Tribünleri dolduran binlerce taraftar Beşiktaş’tan galibiyet bekledi, olmadı, dünyanın da sonu değil. Kartal’ın ikinci yarıdaki golsüz oyunu, mücadelesi keyif verdi, teşekkürler.
Galatasaray ruhu / HALİL ÖZER
Futbolda kaleciler için söylenen çok önemli bir söz vardır. “Herkesin hata yapabileceği zamanlarda arkada güvenilir birisi olmalı.”
Tam da Uğurcan için söylenen bir söz. Ama tabii Galatasaray’ın bu galibiyetini sadece Uğurcan’a bağlamamak lazım. Özellikle 2. yarı Galatasaray ruhunu ortaya koydu. O ruhla ve o mücadelesi ile maçı da kazanmayı bildi. Bana göre şampiyonluk yolunda yüzde 80’lik yolu kat etti.
İlk yarı tamamen Galatasaray’ın kontrolü altındaydı. Tamam belki fazla gol pozisyonu bulamadı ama bir büyük takım gibi oynadı. Doğru paslar, ön alan baskısı, Osimhen’in çapraz ve derin koşuları ve sürekli kendine pozisyon araması, Lemina ve Torreira’nın orta alanı tamamen eline geçirmesi Beşiktaş’ı bu yarıda çaresiz bıraktı. Tabii bu yarıda Jakobs’u unutmamak gerekir. Öyle kademelere girdi ki Beşiktaş’ın doğru pas opsiyonlarını gol pozisyonları doğmadan önledi. Barış Alper’in sağ kanattan yaptığı koşular yine rakibi yıpratırken Beşiktaş bu etkisizliğinin acısını 90 dakika sonunda çekti.
Galatasaray bu yarıda bir kere pozisyon yakaladı. Onu da attı. Zaten büyük futbolcuların önemi burada öne çıkıyor. Sane öyle bir pas attı ki Osimhen’in böyle bir topu gole çevirmesi mümkün değildi. Tabii Beşiktaş savunmasını da unutmamak lazım. Yani orada Osimhen’i bu kadar boş bırakmak intihar gibi bir şeydi.
İlk yarıda Beşiktaş ne kadar etkisiz olursa olsun Sane’nin bence net kırmızı kartını hakemin atlaması maçın kader anlarından birisiydi. Zaten son yıllara baktığınız zaman Galatasaray bu tip kader düdüklerinden enteresandır bir şekilde kurtuluyor.
2. yarı ben farkın açılacağını düşündüm. Ama yine Sane’nin bu kez Rıdvan’ın ayağına basması bu sefer kırmızı kartı getirdi. İlk pozisyonla bu pozisyon arasında fark nerede var ben bilmedim. Hatta ilk yarıda yaşanan pozisyon bundan daha ağır pozisyondu. Bu dakikadan sonra maç tek kaleye döndü. Ancak şu var. Galatasaray defansı bu tip futbolu sever. İnanılmaz mücadele ettiler. Karambollerde bütün benlikleri ile mücadele ettiler. Bir de Uğurcan sahneye çıkınca Beşiktaş için kaçınılmaz son geldi.
Kısacası Beşiktaş ilk yarıda oynadığı kötü futbolun cezasını acı çekerek bitirdi. Galatasaray da usta ayakları ve mücadelesi ile çok önemli üç puanı almayı başardı.
Kaynak: Milliyet