Loading...

Hayatı bir günde geri dönülmez şekilde değişti! ’10 yıldır anlamasa da onunla konuşuyorum’

Hayatı bir günde geri dönülmez şekilde değişti! ’10 yıldır anlamasa da onunla konuşuyorum’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Şimdilerde 42 yaşında finans sektöründe çalışan Fatma Gargın, bundan 10 yıl önce eşi Ramazan Gargın ve 2.5 yaşındaki oğullarıyla mutlu bir yaşam sürüyordu. Ta ki o talihsiz olay gelip onları bulana kadar... O andan itibaren onlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Olaydan bir gece önce ateşlenen oğullarını hastaneye götüren çift uygulanan serum tedavisinden sonra eve dönmüştü. Ertesi sabah çocuklarını babaannesine bırakıp işleri için yola çıktılar. Fatma Gargın iş için il dışına çıkarken, eşi İstanbul’daydı. Her ne olduysa, Ramazan Gargın annesini de alarak yeniden ateşlenen oğlunu hastaneye götürmeye çalışırken oldu.

‘HASTANEYE GİTTİĞİMDE EŞİMİN GÖMLEĞİ YIRTILMIŞ MÜDAHALE EDİLMİŞTİ’

"Beni arayarak çocuğun ateşlendiğini onu hastaneye götüreceğini söyledi" diyen Fatma, “Bir süre sonra telefonla aradım ama açan olmadı, ben de çok sinirlendim. Ben önce oğlumuza bir şey olduğunu zannettim. Eşimin annesini babasını aradım ulaşamadım. Sonradan öğrendim ki, arabaya annesiyle birlikte binmişler çocuğu hastaneye götürmek için. Daha mahalleden çıkmadan rahatsızlandığını hissetmiş ve arabayı durdurmuş. Annesine 'Anne 112'yi ara' diyerek telefonu uzatmış. Annesi ilk başta anlamamış. Sonra bayılınca direksiyon başında, kapıda çocuk kilidi olduğu için kapıyı da açamamış. Kapıyı, o zaman 2.5 yaşında olan oğlum açmış. Etraftan yardım istemişler, ilk müdahaleyi de mahalledeki çocukluk arkadaşı yapmış ama ne kadar faydalı olmuş bilinmez” dedi ve ekledi:

“Ambulans gelince en yakın hastaneye kaldırmışlar ve yolda iki kez eşimin kalbi durmuş. Beni o gün aramalarımdan bir saat sonra kardeşi aradı ve acilen Karayolları Hastanesi'ne gelmemi söyledi. 'Önemli bir şey yok' dedi ve kapattı. Ben tabii hâlâ çocuğumuza bir şey olduğunu sanıyorum. Daha sonra yola çıktım, yolda eşimin eniştesi aradı ve 'Ramazan’ın durumu nasıl?' dedi. Bildiğimi sanıyordu ‘Ne oldu Ramazan’a?’ dememle, bilmediğimi fark etti ve telefonu o saniye kapattı. Sonra hastaneye gittim, ben gittiğimde eşimin gömleği yırtılmış müdahale edilmişti. Önce yoğun bakım aradık ve Şişli’de bir özel hastanenin yoğun bakımını bulup oraya götürdük. Aslında hayata dönmüştü ama durumundaki ciddiyetini bilmiyorduk.”


‘7 AY SERVİSTE 2 AY YOĞUN BAKIMDA KALDI’

İlk olarak anjiyo yapıldığını ve kritik saatlerin başladığını söyleyen Fatma, “12, 24, 72 saat bekledik... Aynı gün çocuğumuz da rahatsızdı o da hastanenin acil servisinde serum alıyordu. Ben durmadan yedi kat inip çıktım. Allah o gün hem acı hem de inanılmaz bir güç vermişti sanki. Bu elbette hiç beklemediğimiz bir olaydı. Hiç de bilmediğimiz bir hastalıktı. Tanı hipoksik ensefelopati. Biz bunun normal bir kalp krizi olduğunu ve verilen süreden sonra kendine geleceğini düşünüyorduk. Ama sandığımız kadar kolay bir süreç olmadığını hastanedeki yoğun bakım doktorundan öğrendik. Yedi ay serviste iki ay yoğun bakımda dokuz aylık uzun ve zorlu bir süreç yaşadık” şeklinde konuştu.

"Hastanede geçen ilk günler hem tıbbi hem duygusal olarak zor, yıpratıcı ve korku doluydu" diyen Fatma, “Zor bir süreçti tabii, öncelikle düzenimiz değişti. Akşamları yoğun bakımda eşimi görebilmek için hastaneden izin aldım. Çalıştığım için gündüzleri gelemiyordum. Gündüzleri eşimin annesi kalıyordu. Akşam iki saat ben giriyordum ilk gözünü açması da yanımda oldu. Tepkileri artınca bir an doktorun söylediklerini unutup kendine gelecek gibi düşündüm ama sandığımız gibi olmadı. Ben o süreçte annemlere yerleştim. Babaanne öğlenleri görmeye geldiği için, ben çocuğu unutmuş gibiydim. Aslında sürekli hastanede zaman geçiriyordum. Hatta o dönem belki hisseder diye çocuğumuzu bile yoğun bakımda yanına soktum. Sürekli seferi bir hayat yaşamaya başladım” dedi ve ekledi:

“Gündüz iş, akşam hastane, geceleri ibadet... Bu süreçte bazı doktorlar tarafından ciddi umutlarımızla oynandı. Sonra halam 'Senin öncelikle çocuğun var' deyince ve bana hatırlatınca daha yorgun dönemler başladı. Bu sefer çocuğu gezdirmeye vakit ayırmak, geçinmek için çalışmak, hasta için moral olmak üzere parçalara ayrıldım. İki ayın sonunda yoğun bakımdan çıktık ve servise geçtik. Hafta içi anne babası yanında kalıyor, cuma akşamı kız kardeşi, ben cumartesi akşamı, erkek kardeşi ve eniştesi dönüşümlü nöbet tuttuk. Dokuz ay boyunca bu şekilde devam ettik ve sonrasında evimize geçtik.”


‘EŞİMİN DURUMUNU İLK OLARAK AÇIKLADIKLARINDA BAYILMIŞIM’

"Doktorlar, eşimin durumunu ilk kez açıkladıklarında bayılmışım, yani kabullenemedim" diyen Fatma, “Önceleri tabii bu süreç aşırı ağır ve zordu. Ama hem hasta için hem çocuk için güçlü olmak zorundaydım, rutine yavaş yavaş uymaya başladım. Hayatımızım en zor dokuz ayıydı. Hep yanında olmak istiyordum ama maalesef hem iş hem çocukla olamıyordu. Biraz tepki verse çıkmam gerekse bile hastaneden çıkamıyordum. Dayanma gücünü çocuğumla buldum. Sonra kendim için de bir şeyler yapmam gerekiyordu. İş için il dışına çıkmaya başladığımda seyahat etmenin, uzaklaşmanın, şehir değiştirmenin bana iyi gelmeye başladığını fark ettim ve bunu sık sık tekrarladım. Eşimin annesi zaten hep çalışıp ayaklarımın üzerinde durmam gerektiğini söyledi. Eşimin yanında hemşireleri ve ailesi olduğu için ona bakacak insanların olması bu konuda beni özgürleştirdi” bilgisini paylaştı.

"İş, hastane, çocuk ve ev dışında sosyalleşemedim" diyen Fatma, “Eve geçince artık rutini bozmaya başladım. Hem arkadaşlarımla görüştüm, hem seyahat ettim, hem de çocuğum ve hastamla ilgilendim. Zordu, yorucuydu ama üstesinden gelinmeyecek bir şey değildi. Ailem, en büyük gücümdü, hem bana hem çocuğuma bir şeyleri hissettirmemek için ellerinden geleni yaptılar” şeklinde konuştu.

‘EVLİLİĞİMİ SADECE 7 YIL ANLAYABİLDİM’

Sosyal medyada eşinin rahatsızlığını paylaştıktan sonra çok fazla geri dönüş aldığını söyleyen Fatma, “Aslında benim sosyal medya hesabım yıllardır açıktı. Önceden rutin paylaşımlar yapıyordum. Seyahat etmeye başlayınca bunu hikayeleştirmek istedim. Sonra bir kez, bu sosyal medya hesabında eşimi paylaştım ama inanılmaz beğenildi, hatta bu tarz hastaları olan hasta yakınları beni buldu ve grup oluşturduk. İnsanlar birbirleriyle hem fikir alışverişinde bulundular hem de malzeme desteğinde. Hâlâ daha hastası olanlar bulmaya devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Hayat devam ediyor, sevdiklerime daha sıkı sarıldım ama hastayla hasta olmadım aksine ona da bir birey gibi davrandım. Beyin hasarı olduğu için tıbben bilinç kapalı bakım hastası şeklinde hayatına devam ediyor biz de iyi bir şekilde bakmaya çalışıyoruz. Günümüzde evlilikler zor, evet lakin benimki daha da zor geçti. Sadece 7 yıl anlayabildim evliliğimi. Sonrası malum ama ben eğer bu anı görseydim yine de eşimle evlenirdim. Çünkü gerçekten her anlamda birbirimizi tamamlıyorduk. Bu zorluklarla mücadele edenler de var edemeyenler de. Kimseyi bu konuda asla eleştiremem çünkü gerçekten zor bir hayat, herkesin bünyesi bu zorluğu kaldıramayabilir. Hayatı unutmadan hastalarına baksınlar, benim eşim hastaların içinde çok şanslı. Ailesi var, ona sahip çıkan bir kurum var. Herkesin şartları eşit değil. O yüzden ağlamak, üzülmek, yıpranmak bize göre değil. İyi etmek için öncelikle bizim iyi olmamız lazım.”


Kaynak: Milliyet