Düzenli ordu düzensiz yapıya karşı! 'Suriye, Türkiye demek... Kara ve havadan müdahale ederiz’
Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Sınırlarını ve yakınlarını terörden arındırmak isteyen tek ülke Türkiye değil. Bir yıl önce yaşanan devrimin ardından Ahmet El-Şara yönetimindeki Suriye de topraklarını eli silahlı örgütlerden arındırmak istiyor. Bunun için pek çok çağrı yapılmış da olsa, 8 Ocak 2026’ya kadar Suriye yönetimi tarafından ciddi bir operasyon yapılmamıştı. Ancak dün başlayan çatışmalarda pek çok Suriyeli evlerinden ayrıldı ve güvenli noktalara hareket etti. Bazı bölgelerin SDG ile çatışmalar nedeniyle kapatıldığı bilgileri de Suriye Ordusu tarafından duyuruldu. Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksud'taki çatışmaların başlamasından kısa bir süre sonra Milli Savunma Bakanlığı’ndan da (MSB) bir açıklama yapıldı. MSB açıklamalarında “Bu operasyon tamamıyla Suriye Ordusu tarafından gerçekleştirilmektedir. Suriye’nin güvenliği bizim güvenliğimizdir. Türkiye, Suriye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip etmektedir. Ülkemiz, “Tek Devlet, Tek Ordu” ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesini desteklemektedir. Bu kapsamda Suriye’nin yardım talep etmesi hâlinde Türkiye gerekli desteği sağlayacaktır” ifadelerine yer verdi. Yani Türk askeri de Suriye’nin terörden arındırılması konusunda hazırdı. Peki ama Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlara dahil olması durumunda ilk destek nereden gidecekti? Hava mı yoksa Kara Kuvvetleri mi daha önce terörle mücadelede Halep’te varlığını gösterecekti? TASAM Başkan Yardımcısı Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel, Suriye’de Türk askerinin neler yapacağına ilişkin detayları Milliyet.com.tr’ye anlattı.

TSK NEDEN SURİYE’YE YARDIM EDECEK? ‘SURİYE TÜRKİYE DEMEK’
Suriye Resmi Haber Ajansı SANA'nın haberinde, Suriye ordusunun YPG'ye yönelik operasyon başlatacağı duyurulmuş ve sivillerin Şeyh Maksud ve Eşrefiyye'yi terk etmesi istemişti. Kısa bir süre içinde bölgedeki 142 bin sivil oradan ayrıldı. Halep Merkez Müdahale Komitesi'ne dayandırılan haberde, "80 nakliye aracı görevlendirildi ve 12 geçici barınak açıldı. Bunlardan 10'u Halep’in içinde, 2’si ise Azez ve Afrin bölgelerinde. Yerinden edilmiş insanların akışı devam ediyor" ifadeleri kaydedildi. Tüm bu gelişmeler, gözleri Türkiye’den gelecek açıklamalara çevirmişti. Öyle ki Türkiye ve Suriye arasındaki dostluk bağının güçlü olduğunu bilen ABD Başkanı Donald Trump, 2000 yıldır başarılamayanı Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başardığını söyleyerek, “Türkiye Suriye’yi aldı” diye konuşmuştu. Peki uluslararası alanda bile Türkiye ve Suriye’nin yakınlığı gündeme gelirken, terörle mücadelede Türkiye yakın dostu ve güneyindeki mücadele için sessiz mi kalacaktı? Prof. Dr. Fahri Erenel, MSB’nin açıklamasındaki ifadelerle benzer şekilde “Suriye, Türkiye demek” diyerek, TSK’nın Suriye’deki varlığının nedenini şöyle anlattı:
“Suriye, Türkiye’dir. Bundan önce Fırat'ın doğusunda M4 karayolu ve bölgenin kontrolü Amerika'nın elindeydi. İçeri girmekte zorluk çekiyorduk. Şu anda öyle bir şey yok. Türkiye her an için hem Fırat'ın batısındaki bölgelerde hem de Fırat'ın doğusunda harekâta hazır, teşkilatlanmasını tamamlamış ve moral gücü yüksek birliklere sahip. Bu zaten Suriye arazisini ve Suriye'yi tanımak için de büyük bir fırsat sağlıyor. İstihbarat açısından fırsat. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri gerek kara gücü operasyonu, gerek SİHA veya İHA’larla, gerekse ateş desteği ile operasyona dahil olur. Ayrıca Suriye arazisi oldukça düzgün ve tanklar da rahatlıkla kullanılır.”

HAVADAN MI YOKSA KARADAN MI ASKERİ KUVVETLER GÖNDERİLECEK?
Olası bir askeri yardım veya Türkiye’nin de katılacağı operasyonda hava mı yoksa kara kuvvetleri mi ön planda olur? Pek çok önemli olayda İHA ve SİHA’ların çevre ülkelere yardım için gönderilmiş olması akıllara önce hava kuvvetlerini getirse de Prof. Dr. Fahri Erenel, kara kuvvetlerinin rolünü açıkladığında Suriye’de yaşanabilecekler daha da netleşiyordu. “Gerek karasal, gerek ateş desteği sağlayabiliriz, İHA ve SİHA desteği de sağlayabiliriz. Dolayısıyla Türkiye, Halep'in o mesafesini de dikkate aldığımızda bu bölgelere son derece etkili destek sağlayabilir” diyen Prof. Dr. Erenel, TSK’nın operasyona dahil olması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçları değerlendirerek sözlerini sürdürdü.
“Suriye ordusuyla biz hiçbir eğitim, uygulama yapmadık. Suriye ordusunu bildiğimiz bir ordu olarak tanımlamak da güç. Görüntülere baktığımızda tam anlamıyla güvenli bir birlik olduğundan söz etmek pek mümkün değil. Dolayısıyla bu tür yapıda olanlarla hiçbir ortak bir koordinasyon, işbirliği yapmadan bir araya gelmek son derece riskli olur. Burada ancak şu yapılabilir, eğer işler daha ciddi bir seviyeye giderse, bölgesel sorumluluklar devralınabilir. Türkiye falanca bölgeden bir sorumluluk alabilir. Suriye'nin güçlerinin olduğu bir bölgede TSK’nın birlikte bir harekât icra etmesi bizim açımızdan oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir. Yani ne bir askeri düzen var, ne bir asker komutan ilişkisi var. Koordinasyon eksikliği var. Ellerindeki sistemler de zaten son derece eski. SDG'yi de yabana atmamak lazım. Suriye ordusuna göre daha hazırlıklı oldukları düşünüyorum. Çünkü Amerikalılar NATO standardında yardım ediyorlar onlara. Amerikalı komutanlar ve eğitimciler sürekli orada. Tabii şu anda bir çatışma oluyorsa Amerikalılar da bunu takip ediyor ve izliyorlardır. Amerikalıların buraya bu noktada müdahale etmeyeceği anlamını da çıkartmamak lazım. Bu çatışma Amerika ne kadar müsaade ederse o kadar sürer.” - Prof. Dr. Fahri Erenel

Tüm bunların yanında terör örgütlerinin daha önce Kandil’de yaptıkları gibi bir hazırlık içerisinde olması hava harekâtını zorlaştıran bir unsurdu. Bu hazırlıkları da anlatan Prof. Dr. Fahri Erenel, riskin sadece askeri açıdan olmadığını da açıkladı. Prof. Dr. Fahri Erenel şöyle konuştu:
“Hava harekâtıyla bir şey çözümlenmez. Tünelleri, takviye sistemleri yaptılar. Onlar zaten Türkiye'nin olası hava kuvvetleri kullanma ihtimaline karşıydı. Türk Silahlı Kuvvetleri doğrudan doğruya bu bölgeye girdiği takdire siyasi riskleri çok fazladır. Yani askeri riskler ayrı bir de siyasi riskler var. Sınırdan içeri indikçe lojistik destek ve diğer konularda ciddi sorunlar karşınıza çıkmaya başlar ve bunlar Türkiye'yi hem askeri hem de politik anlamda zorlayabilir.”

EN ZOR OPERASYON: ‘DÜZENLİ ORDU, DÜZENSİZ TERÖR ÖRGÜTÜNE KARŞI’
Çok güçlü bir ordu için bile terör örgütüyle çatışmanın zorlukları vardır. Bunlar arasında en önemlilerinden biri de ordunun düzenli bir yapıya sahip olmasına karşın, örgütün ne zaman ne yapacağının belli olmamasıdır. Benzer şekilde üniformasız çatışan, sivil mi yoksa örgüt mensubu mu bilinmeyen kişilerin tanımlanması ve etkisiz hale getirilmesi zordur. Pek çok ordu, bu gibi yapılanmalarda kayıplar verir. Prof. Dr. Fahri Erenel de bu durumu, “Karşınızdakini bilemiyorsunuz. Ancak onlar sizi biliyor. Asker şunu yapar, bunu yapar... Ama siz karşınızdaki köylü acaba terörist midir, değil midir diye sürekli şüphe halindesiniz. Karşınızdaki unsurları net görüyorsanız çok daha harekâtı rahat icra edersiniz” diye açıklıyordu. Üstelik örgüt etkisiz hale getirilse de operasyon tamamlanmış sayılmıyordu. Çünkü sonuç, bölgenin terörden arındırılmasıyla sağlanabilirdi. Bunun için de bölgenin ve sivillerin de kontrolü sağlanmalıydı. Prof. Dr. Fahri Erenel, tam da bu sonuç için düzenli ordu ve düzensiz örgütün çatışmasında izlenecek yolu anlatarak sözlerini noktaladı.
“Karşımızda düzensiz bir yapı olduğu için bu tür düzensiz yapıları kısa sürede etkili hale getirmek oldukça güçtür. Karşınızda bir düzenli yapı olmuş olsa, onların elindeki güçlerini net olarak değerlendirirsiniz. Hangi taktikle savaşacaklarını net şekilde ortaya koyar, ona göre bir taktik geliştirirsiniz. Yani hareket planınızı oluşturursunuz. Ancak bu şekilde düzensiz yapılardan oluşan, özellikle sivil halkın da desteğini yanlarına alan örgütlerle yapılan mücadelede kısa zaman içinde sonuç almak oldukça güç olabilir. Kısa zaman içerisinde yok etmek gibi bir sonuç olmayabilir. Orduyu yok etseniz bile bölgeyi kontrol altına almak ayrı bir durumdur. Yani karşınızdakini kontrol edebilirseniz büyük ölçüde etkisiz hale getirebilirsiniz. Asıl iş, etkisiz hale getirdikten sonra o bölgenin, sivillerin ve o kesimin kontrol altına alınmasıdır. Esas tehlikeli nokta orasıdır. Sivillerin ne ölçüde, kimlerle yan yana olduğunu, destekleyip destekleyemediğini bilemezsiniz. Bölgedeki insanlar Arapça konuşuyor. Siz Türkçe konuşuyorsunuz. Aracılar kullanıyorsunuz. İlerleme sınırı belirleriz genelde biz harekâtta. Bu sınıra kadar Türk Silahlı Kuvvetleri de hızlı bir şekilde ilerleyebilir. Karşısındaki de buna dayanacak güçte değil. Yani güçlü bir silah, hava kuvvetlerini bile kullanmaya gerek olmadan ilerleme sınırıyla biz bu bölgeyi rahatlıkla kısa sürede ele geçirebiliriz. Özellikle ABD’nin doğrudan olmasa da Fırat'ın doğusunda, hatta Suriye'nin tamamında hava sahasının kontrolünü elinde tuttuğunu düşünüyorum. Irak'ta olduğu gibi… Dolayısıyla hava kuvvetlerinin kullanılması zor olabilir bu bölgede. SİHA ve İHA’lar çok etkin harekât icra edebilir.” -Prof. Dr. Fahri Erenel
Kaynak: Milliyet