Loading...

Canım uzaylım

Canım uzaylım

Müjde Işıl - Bilim kurgu yazarı Andy Weir, erkekleri tek başına uzayda bırakmayı, bir nevi alt türe dönüştürdü sanki. 2011 tarihli romanı “The Martian/Marslı”da uzay mekiğinin onu almadan gitmesiyle Mars’ta tek başına kalan ve orayı Dünya’ya benzeten astronot Mark’ın yer yer mizahi olabilen macerasını anlatmıştı yazar. Roman 2015’te Ridley Scott’ın yönetiminde, Drew Goddard’ın senaryosuyla ve Matt Damon’ın başrolüyle sinemaya uyarlandı. Şimdi ise karşımızda Weir’in 2021 tarihli romanı “Project Hail Mary/Kurtuluş Projesi” var. Yine uzayda yalnız kalan bir adam, yine Drew Goddard’ın senaryosu, yine mizahi ögeler ve yine ünlü bir başrol oyuncusuyla…

Filmin kahramanı Ryland Grace, gözlerini bir uzay gemisinde açıyor. Burada neden bulunduğunu ve kim olduğunu hatırlamıyor. Geriye dönüşlerle onun ve dünyanın durumunu öğreniyoruz. Güneşi söndüren bir maddeye karşı çözüm bulmak için uzaya gönderilmiş bir öğretmen ve bilim insanı kendisi. Uzaydaki yolculuğu sırasında harikulade bir müttefikle tanışıyor.

Spielberg’ün dünyası

Sadece Andy Weir değil, sinema da nedense uzayda tek başında dert yumağı olan erkek karakterleri pek seviyor. “Marslı”nın hemen arkasından gelen, uzay gemisinde tek başına uyanan yolcu (“Passengers/Uzay Yolcuları”) ya da kayıp babasını aramak için güneş sisteminin dışına tek başına yolculuk eden astronot (“Ad Astra/Yıldızlara Doğru”) gibi… “Kurtuluş Projesi” bu geleneği devam ettiriyor. Ama bu bir aşk hikâyesi ya da trajedi değil. Kendini önemsiz hisseden ve potansiyelini yaratamamış ‘korkusuz korkak’vari bir insana dünyayı kurtarma görevinin düşmesi ve onun tıpkı “E.T.”deki Elliot gibi dünyada bulamadığı dostluğu bir uzaylıyla kurması üzerine… Hatta “Cast Away/Yeni Hayat”taki beysbol topuyla kurulan dostluğu bile anımsatıyor. “Kurtuluş Projesi” esasında Steven Spielberg’ün atmosferinde nefes alan bir film. “E.T.” kadar “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar”ın da etkisi büyük “Kurtuluş Projesi”nde. O filmde Roy’un zihnine kazınan uzaylıların sinyal melodisini Grace, Rocky ile ilk temasında kullanıyor örneğin. Spielberg’ün dost uzaylı teması, “Kurtuluş Projesi”nde taştan bir örümceği andıran Rocky’nin bedeninde hayat buluyor. Grace’in Rocky ile teması ise Denis Villeneuve’ün “Arrival/Geliş”indeki iletişim kurma çabasının tiye alınmış versiyonu gibi. Dolayısıyla “Marslı”da daha özgün görünen hikâye, “Kurtuluş Projesi”nde kolaja dönüşmüş durumda.

Spielberg’ün dünyasından beslenen “Kurtuluş Projesi”ndeki mizah ve iyimserlik, ‘Ya bendensin ya düşman’ deliliğinin tüm dünyamıza hâkim olduğu bu dönemde her ne kadar nahifçe olsa da insan-uzaylı dostluğunu izletmesi açısından hayata dair umudu yükseltiyor. Bazı bölümlerinin, özellikle finale doğru gereksiz şekilde uzatılması, klişe olarak birkaç göz yaşartıcı sahne eklenmesi senaryonun başlıca zaafları. Ama “Kurtuluş Projesi” gösteriyor ki Spielberg’ün dost uzaylı kavramı modasını hiç yitirmiyor. Korku filmlerinin yapış yapış, koyu renkli, dehşet saçan uzaylıları yerine E.T., Rocky gibi sempatik uzaylılarla iletişim kurabilmek hâlâ insanlık için bir ütopya. Yalnız erkeklerin sorunları ise hâlâ tüm insanlığın sorunuymuş gibi algılanıyor maalesef.

Ryan Gosling filmin hem yapımcısı hem de başrol oyuncusu. 2.5 saatlik filmin büyük ölümünde yakın yüz çekimiyle perdeye gelen aktör, simasının sempatisini karakterine de yansıtmış. Daha önce gerçek bir astronota, Neil Armstrong’a hayat verdiği “First Man/Ay’da İlk İnsan”ın tam tersi bir karakterde, iç dünyasını yine başarıyla aktarıyor. Alman oyuncu Sandra Hüller’in ise bu ilk Amerikan filmi. “Bir Düşüşün Anatomisi” ile pek çok ödül kazanan, geçen ay Berlin Film Festivali’nde “Rose”daki performansıyla En İyi Başrol Oyuncusu seçilen Hüller’in, “Kurtuluş Projesi”ndeki kısa bir sahnede “Toni Erdmann”a selam göndermesi dikkatlerden kaçmıyor.

Üçüncü uyarlamada kahraman kadın

“Kurtuluş Projesi”nden sonra sırada Andy Weir’in “Artemis” romanı var. Weir, 2017 tarihli bilim kurgu romanında bu sefer bir kadın karakteri başkahraman yapmış. Hikâye 2080’lerin sonlarında, Ay’daki ilk ve tek şehir Artemis’te geçiyor. Jasmine “Jazz” Bashara adlı kaçakçının büyük bir suça karışmasını anlatıyor. “Artemis”i “Kurtuluş Projesi”ndeki gibi Phil Lord ve Christopher Miller yönetecek ama bu sefer senaryoyu Drew Goddard değil, Geneva Robertson-Dworet yazacak. Oyuncu kadrosu henüz açıklanmadı.


Kaynak: Milliyet