Loading...

'Bu savaş Türkiye'nin önünü açacaktır...' Rusya ve Çin'le askeri iş birliği mümkün mü? 'Yeni dünya düzenini bir kurarız'

'Bu savaş Türkiye'nin önünü açacaktır...' Rusya ve Çin'le askeri iş birliği mümkün mü? 'Yeni dünya düzenini bir kurarız'

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Alışkanlıkları, kurulmuş düzeni ve yanlış öğrenilmiş bilgiyi düzeltmek belki de dünyadaki en zor şeylerdir. Bunları kabullenmek için artık yola çıkma vakti geldiğinde ışığın kırmızıdan yeşile dönmesi, tüm kontrollerin yapılması ve kontak anahtarının çevrilmesi gerekir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gereken tüm bu adımlar arasından gözüken yola çıkmak için motorun sesini kulaklarımıza çalmıştı. Bir nevi kulağımıza kar suyu kaçırmıştı. ABD’nin NATO’dan çıkmasına ilişkin tartışmaların arttığı bu günlerde MHP ve Bahçeli kanalından dikkat çekici açıklamalar peş peşe geliyordu. 14 Nisan günü yaptığı konuşmada “Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres’in öncülüğünde; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla bir ‘Dünya Barış Konseyi’ mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir” ifadelerini kullanan MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin gelecekteki iş birlikçileri ve bugüne dek süren ‘ortaklıklarıyla’ ilgili kritik bir mesaj vermişti. NATO’dan çıkacağı konuşulan ABD, bunu Türkiye’nin aleyhine attığı adımlar arasına eklemeye hazırlanıyor gibiydi. Peki ama NATO’nun en güçlü ikinci ordusu olan Türkiye, bundan sonra Rusya ve Çin’le bir iş birliği yaparsa dünya nasıl şekillenir? Ülkemize yapılacak bir saldırıda sonuç ne olur? Mavi Vatan Kavramının Sahibi Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, tüm detaylarıyla ‘yeni dünyanın kurucusu Türkiye’yi Milliyet.com.tr’ye anlattı.

HER ÇÖKÜŞTEN ÖNCE OLDUĞU GİBİ! ABD YETERSİZLİĞİNİN FARKINDA MI?

ABD, tüm dünyadaki saldırgan tutumunu yetersizliklerinin farkında olmadan sergiliyordu. Yani ‘bilmez, bilmediğini bilmez’ denebilecek o çaresiz ve kötü sonun kıyısına koşuyordu. Her saldırganlık borç yığınlarını büyütüyor, ABD NATO’dan çekilmeyi vazgeçemeyeceği saldırgan tutumunun yanında güçsüzleştiği için de istiyordu. NATO’nun dağılması durumunda ise Türkiye’nin yeni askeri anlaşmalar için ayak bağlarından kurtulması söz konusuydu. Bu durumda komşu Rusya ile sıkı ilişkiler kurmak, Türkiye için bir avantaj olabilirdi. Peki ama ilk adım nasıl olmalıydı? E. Tümamiral Cem Gürdeniz ABD’nin NATO’dan çıkması ve İsrail Türkiye ilişkilerinin gerginleşmesi durumunda Rusya ile halen mevcut olan ileri enerji, ekonomi ve siyasi iş birliğinin askeri alan seviyesine de yükseltilmesinin faydalı olacağını değerlendirdiğini söyleyerek ekliyor: "Rusya ile S 400'ler ile başlayan hava savunma füze sistemleri, hipersonik füze, ileri seviye SİHA teknolojileri alanında iş birliği alanları yaratılabilir. Ancak bir denizci olarak en önemli iş birliği alanının Hindistan Rusya ilişkilerinde örneklendiği üzere nükleer atak denizaltı (SSN) tahrik sistemlerinde iş birliği alanlarının geliştirilmesini isterdim. Türkiye’nin Akdeniz’de nükleer tahrikli denizaltı sahibi olması ve o seviyeye gelene kadar kiralayarak (Önceden Hindistan’ın yaptığı gibi) nükleer atak denizaltı işletmesi dahi tüm dengeleri değiştirir" diye anlatıyordu. Tümamiral Gürdeniz, ABD’nin yetersizliğinin temelinde yatan sebepleri de şöyle sıralıyor:

“ABD Trump'ın iktidara gelmesinden sonra özellikle çöken bir hegemonyanın karşılaştığı bütün sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldı. Bunların başında tabii ki 40 trilyon dolara varan bir borç stoğu geliyor. İkincisi Amerikan donanması ve gemi inşa etme yeteneği çok hızlı küçülmüştü. Amerikan donanması dünyanın her yerinde etki alanı yaratmaya ve gücü idame etmeye artık yetmiyordu. Üçüncüsü dünyanın çeşitli alanlarında ABD'nin bugüne kadar gücünün temeli olan deniz yolları kontrolü ve düğüm noktaları kontrollerine meydan okumalar başlamıştı. Çin'in 100 yıl önceki Almanya gibi çok hızlı bir şekilde denize çıkması ve ABD'nin Pasifik'teki etki alanlarını tehdit altına alması ABD'nin karşı karşıya kaldığı en ciddi jeopolitik meydan okuma oldu. Bu nedenle Obama döneminde donanmanın yüzde 60’ı bölgeye kaydırıldı ama yeterli olmadı. Bugün için söz konusu zorluklara yenileri eklendi. En önemlisi Bab el Mendeb Boğazı. Diğeri de Arktik bölgede Rusya kontrolünde Kuzey Deniz rotasının (NSR) açılması. ABD bu dönemde Çin'i çevrelemek, Çin'in enerji yollarını, Çin'in ticaret yollarını risk altına almak ve tehlikeye atmak için hamlelere başladı. Burada Ukrayna-Rusya savaşının teşvik edilerek Rusya'nın kan kaybetmesi ve Rusya'ya ambargolar uygulayarak sadece Rusya'nın değil Avrupa'nın da Rusya ile enerji bağının kesilerek ticari rakip olmasının, sanayide gerilemesinin yolu açıldı. Bu savaş ayrıca Çin’in Kuşak ve Yol koridorlarında aksamalara neden oldu. Diğer taraftan fiilen Venezuela müdahalesi ile Çin’in ucuz ham petrol kaynaklarından birisi kesildi. Son olarak ABD, İsrail'in de baskısıyla 28 Şubat 2026'da İran’a müdahale etti ve bu müdahale ABD'nin hava kuvvetlerinin değil ama gerileyen deniz gücünün İran direnişi karşısında yetersizliğini gösterdi. Hürmüz’ü açamadı. Ayrıca Bab El Mendeb’deki Husi korkusu ile USS Bush uçak gemisini Kızıldeniz yerine Ümit Burnunu dolaşıyor. Bu denizlerin hakimi olduğunu iddia eden bir devlet için son derece küçük düşürücüdür.”

TÜRKİYE’YE SALDIRIRLARSA HANGİ ÜLKE NEREDE DURACAK? TÜRKİYE-RUSYA-ÇİN GÜCÜ

Dünya tarihi Üçüncü Dünya Savaşı'nı yani Çin, Rusya ve ABD’nin fiilen çatışma dönemine girdiği ya da Türkiye bir gün İsrail ve ABD ile karşı karşıya gelirse, dünyanın geri kalanının alacağı tavır merak ediliyordu. Türkiye ‘yalnız’ kalır mıydı? Yoksa Türkiye’nin mücadelesi, Rusya ve Çin gibi güçlerin lehimize iş birliklerini de beraberinde getirir miydi? Tümamiral Cem Gürdeniz bunu NATO’dan çıkmak için her gün yeni bir söylem ve hamle yapan ABD’ye de dikkat çekerek şöyle anlatıyor:

“İsrail'den ve ABD'den Joe Kent gibi Trump karşıtı şahsiyetlerin İsrail-Türkiye çatışmasına ABD'ye yer almak için NATO'dan çıkacak söylemi tamamen retoriktir. Böyle bir çatışma ABD, NATO'da olsa bile zaten söz konusudur. ABD, NATO'da olduğu halde Türkiye'ye, gerek PKK ile mücadele, gerek Kıbrıs'taki Rum silahlanması gerek Türkiye'nin Yunanistan'da Dedeağaç’tan Girit'e kadar kuşatılması gerekse Türkiye'nin jeopolitik çıkar alanlarında Ankara’nın aleyhinde faaliyetler gösterdiği zaten tarihte kayıtlı. Bunun için NATO'dan çıkmasına zaten gerek yok. Eğer İsrail Türkiye'ye saldırırsa NATO'nun 32 ülkesinin 31’i zaten İsrail'in yanında duracaktır. Çünkü ABD'nin şu an var oluş nedeni esasında İsrail'in sürekliliği içindir. Bugün Gazze katliamı ve vahşi İran saldırısı sonrası pek çok düşünür, pek çok eski Amerikalı asker ile diplomat İsrail'in şu an ABD'de Kongre, Senato, medya, akademi dünyasında ne kadar etkili olduğunu, sadece 28 Şubat Savaşı'nın bile Siyonist etki ile başladığını anlatıyor. O nedenle İsrail Türkiye Savaşı aynı zamanda Türkiye ABD Savaşı'dır. Bunu net söyleyelim. Benim düşüncem, bu savaşın Türkiye'nin önünü açacağı şeklindedir. Eğer böyle bir süreç başlarsa Türkiye böyle bir krizde 80 yıl önce üyesi olduğu, güvenlik mimarisinden çıkarak kendi güvenlik mimarisini oluşturur. Burada bir ittifaka girmeden sadece Çin'le Rusya'yla ikili, askeri işbirliği anlaşması yapması bile yeterli olur. Zaten NATO'nun Trump ve MAGA ekolünün ABD’nin Avrupa’ya askeri desteğini çekeceğini her koşulda söylüyor ve hatta bunu gerek Ulusal Güvenlik Strateji ve Ulusal Savunma Stratejisi belgelerinde açık açık yazdılar. Büyük bir savaş bugün çıksa ABD, NATO’ya gereken lojistik desteği sağlayacak durumda değil. Aynı anda Çin Pasifik’te kriz çıkarırsa ya da Hürmüz’de yeni bir kriz ortaya çıkarsa dağılırlar.”


Tümamiral Cem Gürdeniz, dünya ve insanlık için en iyi olacak yolun Türkiye’nin oyun kurucu olduğu sistemden geçtiğini şu sözlerle anlattı: “Çin'le, Türkiye ve Rusya'nın oluşturacağı üçlü bir, hatta gelecekte İran'da içine alınacak bir iş birliği sistemi dünya jeopolitiğini, dünya tarihini değiştirecek nitelikte olur. Bu iş birliğine gelecekte ABD baskısından ve engellemelerinden acı çeken pek çok devlet de katılabilir. Çünkü artık Avrupa İsrail ve ABD'nin yarattığı bu küresel fırtına, küresel yangın yüzünden kendi rejimlerini, kendi huzurlarını kaybetme aşamasına gelmişlerdir. Dünyada çok büyük bir Amerikan ve İsrail nefreti oluşmaktadır. Bu tutum devam ettiği sürece yeni kutuplaşmalar, yeni güvenlik mekanizmaları oluşacaktır. Türkiye Çanakkale Savaşı'nın 2 yıl uzamasına neden olan bir ülke olarak İngiliz İmparatorluğu'nun çöküşünde rol almıştı. 100 yıl evvel. Şimdi Türkiye eğer böyle bir ortam oluşursa yeni dünya düzeninin oluşmasında en kilit rolü oynayacak ülke statüsüne geçer. Bu insanlık için de iyi olur.”

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA YANIMIZDALARDI! ATATÜRK’ÜN ‘KURTARIŞ’ STRATEJİSİ

Kurtuluş Savaşı, 1919-1922 yılları arasında üç ana cephede Doğu, Güney, Batı'da yapılmıştı. Ülkemizin dört bir tarafı düşmanlar tarafından sarılmış, kadın erkek, genç yaşlı demeden herkes kurtuluş için mücadele vermişti. Ordularımız ve kurtuluşumuzun mimarı komutanlarımız o dönem dünyanın yeni düzeninde varlığını korumak için Türk devletini yeniden inşa edecek stratejiler uygulamıştı. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 26 Nisan 1920 tarihinde Lenin’e yazdığı bir mektupla sanki bugüne sesleniyordu. Bu mektupta Atatürk, Rusya ile bir askeri iş birliğinin kurulmasını teklif etmişti. Bu mektubun ardından Rusya’dan gelen askeri mühimmat, kurtuluşumuzun en önemli kaynaklarından biri olmuştu. Tarih tekerrür edecek olursa da Türkiye’nin Atatürk’ten miras kalan bu tavrı benimsemesi onu yine kazandırabilir miydi? Tümamiral Cem Gürdeniz, bunu da anlatarak sözlerini noktaladı.

“106 yıl evvel yani 1920 yılında oluşan koşullar, bugün de oluşmak üzeredir. O dönemde de İngiliz İmparatorluğu çökerken her yere saldıran bir imparatorluk vardı. I. Dünya Savaşı'ndan çıktıktan sonra da Türkiye'yle Mondros arkasından Sevr'in dayatılmasıyla Türkiye kuşatılmıştı. Doğuda Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan tamamen İngiliz kontrolündeki rejimlerle donatılmıştı. Batıda işgaldeydik. Türkiye'nin güney bölgesi Fransızlar, batı bölgesi Yunanistan, güneybatısı İtalya tarafından işgal altındaydı. Atatürk’ün 23 Nisan 1920'de meclisi kurduktan sonra yaptığı ilk iş, Lenin'e bir mektup yazarak doğudaki Kafkas Seddi'ni beraber yıkmayı teklif etmesi olmuştur. Bize cephane göndermelerini talep etmiş ve Rusya'dan 1920'nin Eylül'ünden 1922'nin Haziran'ına kadar 300 bin ton cephane Kurtuluş Savaşı için getirilmiştir. Türkiye istiklalini, Karadeniz'i boş tutarak, Rusya'yla stratejik işbirliğini kurarak kazanmıştı. Mustafa Kemal'in en ünlü sözü de budur. Gözüm Sakarya'da, kulağım İnebolu'da. Yani İnebolu'dan kastı Rusya'dan gelecek olan cephanede... O bakımdan şartlar yine aynı durumu getiriyor. Eli sopalı iki mafya devlet etrafa kendi istediklerini dayatırken bir direnç ekseni oluşuyor. Türkiye normal olarak tarihten aldığı derslerle ve jeopolitiğin verdiği güçle zaten Türkiye ezenlerin değil, ezilenlerin yanında olmalıydı. Dilerim Türkiye Atatürk'ün 106 yıl evvel yapmış olduğu durum mahkemesini şimdi de yapar.” - Tümamiral Cem Gürdeniz


Kaynak: Milliyet