Loading...

Bir damla şurubun ardındaki yüzyıl! Eczanelerde gelişigüzel hazırlandı, her derde deva sanıldı

Bir damla şurubun ardındaki yüzyıl! Eczanelerde gelişigüzel hazırlandı, her derde deva sanıldı

Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr- Osmanlı döneminde eczaneler bugünkü gibi hazır ilaçların satıldığı yerler değildi. Aksine, her biri küçük bir laboratuvar gibi çalışıyordu. Eczacılar reçeteleri birebir hazırlar, afyon gibi güçlü maddeleri tartarak karışımlara eklerdi. 'Hülasa-i Afyon' özellikle şiddetli ağrı, bağırsak rahatsızlıkları, ishal ve huzursuzluk gibi durumlarda kullanılan güçlü bir sedatif olarak öne çıkıyordu. Ancak bu dönemde en büyük sorunlardan biri, doz standardizasyonunun olmamasıydı. Aynı formül farklı eczanelerde farklı yoğunlukta hazırlanabiliyor, bu da etkilerin öngörülemez olmasına yol açıyordu. İşte Hülasa-i Afyon'un ardındaki gerçek!


HER DERDE DEVA: HÜLASA-İ AFYON

Bu tıbbi yaklaşım yalnızca Osmanlı’ya özgü değildi. Avrupa’da da 18. ve 19. yüzyıllar boyunca afyon türevleri tıbbın merkezinde yer aldı. Özellikle laudanum (ağırlıkça yaklaşık yüzde 10 toz afyon içeren, alkol bazlı bir afyon tentürüdür ve morfin ile kodein içerir) kültürü, dönemin en yaygın tıbbi pratiklerinden biri haline geldi. Afyonun alkol içinde çözülmesiyle elde edilen bu karışım, hem yetişkinlerde hem çocuklarda ağrı kesici, sakinleştirici ve hatta öksürük kesici olarak rutin şekilde kullanılıyordu. O dönem için laudanum, modern anlamda reçeteli ilaçların karşılığıydı; eczanelerde kolaylıkla bulunabilen ve 'her derde deva' olarak görülen bir çözümdü.

Ancak bu yaygın kullanım, aynı zamanda risklerin de göz ardı edildiği bir döneme işaret ediyordu. Doz kontrolünün zayıf olması, bağımlılık potansiyelinin henüz tam anlaşılmamış olması ve çocuklarda bile kullanılması, afyon türevlerini hem yaygın hem de tehlikeli hale getiriyordu. 'Hülasa-i afyon' ve laudanum, bir yandan tıbbın ilerleyişini temsil ederken diğer yandan modern farmakolojinin neden doğmak zorunda kaldığını da gösteriyordu. Bilimsel kırılma noktası ise 1803 yılında gerçekleşti. Alman eczacı Friedrich Sertürner, afyondan saf bir alkaloid izole etmeyi başardı ve buna morfin adını verdi. Bu keşif, tıp tarihinde devrim niteliğindeydi çünkü ilk kez bitkisel bir karışımdan standart dozlanabilen güçlü bir ağrı kesici elde edilmişti. Morfinin ardından kodein ve diğer opioid türevleri geliştirildi ve böylece modern ağrı kesici ilaçların temeli atılmış oldu.


19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde bu bilimsel gelişmeler hız kazanırken, afyon türevlerinin kontrolsüz kullanımı ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşmeye başladı. Özellikle laudanumun yaygınlığı, bağımlılık vakalarının artmasına ve tıbbi denetim ihtiyacının daha görünür hale gelmesine yol açtı. Bu süreç, modern ilaç regülasyonlarının ve kontrollü madde sistemlerinin doğuşunu hızlandırdı.

BELİRLİ PROTOKOLLER ÇERÇEVESİNDE KULLANILIYOR

Türkiye’de ise Cumhuriyet’in sağlık sistemini modernleştirme süreciyle birlikte bu dönüşüm daha sistematik bir hal aldı. Eczanelerde serbestçe hazırlanan afyon bazlı karışımlar zamanla yerini standartlaştırılmış ilaçlara bıraktı. Uluslararası narkotik kontrol anlaşmaları ve ulusal sağlık düzenlemeleriyle birlikte, hem hülasa-i afyon hem de laudanum türevleri sıkı kontrol altına alındı ve yalnızca belirli tıbbi protokoller çerçevesinde kullanılabilir hale geldi.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu maddeler yalnızca geçmişin ilaçları değil; aynı zamanda modern tıbbın nasıl şekillendiğini gösteren birer tarihsel belge niteliği taşıyor. Bir zamanlar eczane tezgâhında hazırlanan bir şurup, aslında kimya biliminin gelişimini, ilaç güvenliğinin doğuşunu ve modern farmakolojinin yükselişini anlatan uzun bir hikâyenin başlangıç noktasıydı.

'Hülasa-i afyon' ve 'laudanum kültürü', bugün artık kullanılmayan ama tıbbın nasıl evrildiğini anlamak için kritik öneme sahip iki kavram olarak tarihteki yerini koruyor.


Kaynak: Milliyet