Çiçek aşısı izi Osmanlı’ya uzanıyor! 300 yıl önce Edirne’den Avrupa’ya yayıldı, 1980’den sonra yok oldu
Bugün yalnızca tarihin kitaplarında kalan çiçek hastalığı, yüzyıllar boyunca çocukların korkulu rüyasıydı. Hastalığa karşı geliştirilen yöntemlerden biri ise 1717’de Edirne’de İngiliz aristokrat Lady Mary Wortley Montagu’nun dikkatini çekti. Osmanlı’daki ‘çiçekleme’den modern aşıya uzanan bu hikâye, insanlığın ölümcül bir hastalığı nasıl yendiğini anlatıyor.
Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Yüzyıllar boyunca insanlığın en korktuğu hastalıklardan biri olan çiçek, özellikle çocuklarda ağır hastalığa ve ölüme neden oluyordu. Hastalığın bazı türlerinde ölüm oranı yüzde 30’a kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise çiçek hastalığı, insanlık tarihinde tamamen ortadan kaldırılmış tek bulaşıcı hastalık olarak kabul ediliyor. Bu başarıya ulaşılmadan yüzyıllar önce, Osmanlı topraklarında çiçek hastalığına karşı variolasyon, yani çiçekleme adı verilen bir yöntem uygulanıyordu. Modern aşıdan farklı olan bu yöntemde, çiçek hastalığı geçirmiş bir kişinin lezyonlarından alınan materyal sağlıklı kişinin cildine uygulanıyordu. Amaç, hastalığı daha kontrollü bir şekilde geçirerek bağışıklık oluşturmaktı. Variolasyon tamamen risksiz değildi. Kullanılan materyal çiçek hastalığına neden olan virüsü içerdiği için uygulanan kişi hastalanabiliyor ve hastalığı başkalarına da bulaştırabiliyordu. Buna rağmen yöntem, doğal yollarla çiçek hastalığına yakalanmaya kıyasla daha kontrollü bir bağışıklık oluşturmayı amaçlıyordu.

MODERN AŞIDAN FARKLI, BU YÖNTEM EDİRNE’DEN İNGİLTERE’YE GİTTİ
Bu uygulamanın Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk olarak Edirne’de başladığı hatta oradan da Avrupa’ya ulaştığı biliniyor. Tam da bu noktada tarihten bir isim dikkat çekiyor: İngiliz aristokrat Lady Mary Wortley Montagu. Montagu, eşi Edward Wortley Montagu’nun Osmanlı Devleti’ndeki diplomatik görevi nedeniyle 1717 yılında Osmanlı topraklarına geldi. Aynı yıl Edirne’de bulunduğu sırada, Osmanlı toplumunda uygulanan çiçeklemeyi yakından gözlemledi. Montagu’nun 1 Nisan 1717’de Edirne’den İngiltere’deki arkadaşı Sarah Chiswell’e gönderdiği mektup, bu uygulamanın Batılı bir gözlemci tarafından ayrıntılı biçimde anlatıldığı en önemli kaynaklardan biri oldu. Montagu mektubunda, çiçekleme işlemini yapan deneyimli kadınlardan söz ediyor ve uygulamanın nasıl gerçekleştirildiğini anlatıyordu.
Montagu’nun aktardığına göre uygulama genellikle sonbaharda, sıcakların azalmasının ardından gerçekleştiriliyordu. Aileler çocuklarını çiçekletmek isteyen diğer ailelerle bir araya geliyor ve deneyimli kadınlar tarafından işlem uygulanıyordu. Montagu, bir uygulamada yaklaşık 15-16 kişinin bir araya gelebildiğini yazıyordu. Çiçek hastalığından alınan materyal bir ceviz kabuğunda taşınıyor, ardından ciltte açılan küçük yaralara uygulanıyordu. Montagu’nun mektubunda, uygulamadan sonra hastaların ateşlendiği ve birkaç gün hastalık belirtileri gösterdiği de anlatılıyor. Montagu, gözlemlediği vakalarda hastalığın genellikle hafif geçtiğini ve hastaların kısa süre içerisinde iyileştiğini aktarıyordu. Onun bu yönteme ilgisi yalnızca gözlemle sınırlı kalmadı. Daha önce kendisi de çiçek hastalığı geçirmiş olan Montagu, Osmanlı’da gördüğü uygulamadan yararlanarak oğlunun çiçeklenmesini sağladı.

Daha sonra İngiltere’ye dönen Montagu, Osmanlı’da gördüğü yöntemin İngiltere’de tanınmasına ve uygulanmasına katkıda bulundu. Tarih araştırmalarında bu nedenle Osmanlı’daki variolasyon uygulamasının Batı Avrupa’ya aktarılmasında önemli bir isim olarak kabul ediliyor.
Variolasyonu Osmanlılar icat etmedi. Çiçekleme, Osmanlılardan çok daha önce dünyanın farklı bölgelerinde uygulanıyordu. Osmanlı coğrafyasındaki uygulamanın da daha eski geleneklerle bağlantılı olduğu düşünülüyor.
SON VAKA 1977 YILINDA SOMALİ’DE GÖRÜLDÜ
Edirne’nin tarih açısından önemi, yöntemin burada uygulanıyor olması ve 1717’de Lady Montagu tarafından ayrıntılı biçimde gözlemlenip yazıya geçirilmesinde yatıyor. Bugün çiçek aşısı dediğimiz yöntem, 18. yüzyıldaki çiçeklemeden farklıydı. 1796 yılında İngiliz hekim Edward Jenner, sığır çiçeği geçiren kişilerin çiçek hastalığına karşı korunduğu gözleminden yola çıkarak yeni bir aşılama yöntemi geliştirdi. Jenner’ın çalışması, Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen ilk başarılı aşı olarak kabul ediliyor. Böylece gerçek çiçek hastalığı materyalinin kullanıldığı variolasyondan, sığır çiçeğiyle ilişkili vaccinia virüsünün kullanıldığı modern aşılama yöntemine geçiş başladı.
Türkiye’de özellikle belirli kuşaklarda görülen, kolda yuvarlak ve belirgin bir iz bırakan çiçek aşısı, Osmanlı dönemindeki çiçeklemeden kalma bir iz olmadığı biliniyor. Bu iz, 20. yüzyılda uygulanan çiçek aşısıyla ilişkili. Çiçek aşısı, diğer birçok aşıdan farklı bir uygulama tekniğine sahipti ve aşı bölgesinde oluşan lezyon iyileştikten sonra kalıcı bir iz bırakabiliyordu. Dolayısıyla bugün bazı insanların kolunda bulunan karakteristik izin, geçmişte çiçek hastalığı geçirildiği anlamına gelmesi gerekmez. Bu iz çoğunlukla kişinin geçmişte çiçek aşısı olduğuna işaret eder.

Türkiye Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün tarihçe dokümanında Türkiye’deki son çiçek vakasının 1957 yılında görüldüğü, 1980 yılında ise çiçek aşısının uygulamadan kaldırıldığı belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı’nın aşı tarihçesinde ayrıca Türkiye’de çiçek aşısı üretiminin de 1980’de sona erdiği kaydediliyor. Bu nedenle özellikle 1980’lerden önce doğmuş kişiler arasında kolda çiçek aşısı izine rastlanması daha yaygın.
Çiçek hastalığının dünya çapındaki mücadelesinde son doğal vaka 1977 yılında Somali’de görüldü. Bundan sonra 1978’de İngiltere’nin Birmingham kentinde bir laboratuvar kazası nedeniyle hastalık vakası meydana geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün bağımsız bilim insanlarından oluşan komisyonu, hastalığın dünya genelinde ortadan kaldırıldığını Aralık 1979’da onayladı. Bunun ardından Dünya Sağlık Asamblesi, Mayıs 1980’de çiçek hastalığının eradike (bir hastalığı, mikrobu veya zararlı bir canlı türünü yeryüzünden ya da belirli bir bölgeden tamamen kökünü kazıyıp yok etmek) edildiğini resmen ilan etti.
Kaynak: Milliyet